Kadınların peşini bırakmayan kanserler

Dünyada görülen kanser vakaları arasından önemli bir yer tutan jinekolojik kanserler, tıptaki tüm yeni gelişmelere rağmen kadınların peşini bırakmıyor. 

Özellikle ülkemizde 60 yaş ve sonrasında görülmeye başlanan jinekolojik kanser türlerinden rahim içi, yumurtalık ve rahim ağzı kanserleri, menopoz döneminde kendini göstermeye başlıyor

Kadınlarda menopoz dönemindeki kanamalar endişe verici sonuçlar doğurabiliyor. Çeşitli nedenlere bağlı oluşan kanamalar bazen jinekolojik bir kanserin belirtisi de olabiliyor. Türkiye'de en sık görülen jinekolojik kanser türünün rahim içi kanseri olduğunu belirten Emsey Hospital Kadın Hastalıkları Klinik Şefi Jinekolojik Onkolojik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Göçmen, bu tehlikeli kanser türünün en önemli belirtisinin menopoz dönemindeki kanamalar olduğuna dikkat çekti.
Kadın kanserlerinde modern tedavi yaklaşımları hakkında önemli bilgiler paylaşan Prof. Dr. Ahmet Göçmen "Rahim içi kanserlerinin büyük bir kısmı menopozdan sonra ve ortalama 60-61 yaşlarında görülür. Hastaların %80'ine erken dönemde tanı konur ve en önemli belirti menapoz sonrası kanamadır. Düzensiz kanamalarda, menopoz dönemi kanamalarında, aşırı kiloya sahip olup düzensiz adet düzenine sahip olanlarda tedavi amaçlı rahim içinden parça alınarak tanı konur. Erken dönem rahim içi kanserlerinde temel tedavi rahmin alınmasıdır. Kapalı ameliyat olarak bilinen endoskopik cerrahi (laparoskopik veya robotik cerrahi) bu hastalar için en uygun cerrahi metottur." dedi.

En ölümcül Jinekolojik kanser türü: Yumurtalık kanserleri
Rahim içi kanserinden sonra kadınlarda en çok yumurtalık kanserlerinin görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ahmet Göçmen, bu kanser türünün kadınlarda ileri evrelerde tespit edilebildiğini ve en ölümcül jinekolojik kanser olduğunu söyledi. Ortalama görülme yaşının 63 olduğunu sözlerine ekleyen Göçmen, bazı uyarılarda bulundu: "Karında şişlik, iştahsızlık, kilo kaybı, sindirim problemleri, kasıkta dolgunluk ve ağrı hastalığın belirtileri arasındadır. Meme kanserine yatkınlık yaratan mutasyonlardan BRCA1 ve BRCA2 genlerine sahip taşıyıcılar, ailevi kolon kanseri olanlar, ailesinde yumurtalık kanseri olanlar, gebelikleri olmayanlar yüksek risk altında olan kişilerdir. Bu grupta bulunan kişiler düzenli kontrol altında bulunmalıdırlar."

Jinekolojik kanser türlerinden olan rahim ağzı kanserine de değinen EmseyHospital Kadın Hastalıkları Klinik Şefi Prof. Dr. Ahmet Göçmen, Türkiye'de en sık görülen üçüncü jinekolojik kanser türü olduğuna vurgu yaparak "Ülkemize üçüncü sıklıkta görülen jinekolojik kanserdir. Önlenebilir jinekolojik kanser türüdür. Ortalama yaş 52 olup rahim ağzı tarama testi veya HPV taraması ile kanser görülme sıklığı önemli oranda düşürülmektedir. Ancak maalesef hala olguların yarısı ileri evrede tespit edilmektedir. Rahim ağzı kanserine sebep olan HPV'dir.

Rahim ağzı kanserine en sık sebep olan HPV virüs tiplerinden 16 ve 18'e karşı geliştirilmiş aşılar ( 2'li ve 4'lü aşı) ve henüz ülkemizde olmayan ama kısa sürede ülkemize de gelecek olan 9'lu aşılar yapılarak kanser öncüsü hücresel değişikliklere engel olarak ileride kanser oluşma riski ortadan kaldırılmaktadır. Erken evrede tanı konulan hastalar ameliyat yaparak sağlığına kavuşturulurken, ileri evrede radyo kemoterapi yapılarak tedavi edilmektedir.

Yaz güneşinden sağlıkla faydalanın!

Güneş D vitamini emilimi açısından vücut için son derece yararlıyken, bilinçsiz davranışlarla maruz kalınan zararlı ışınları nedeniyle pek çok cilt rahatsızlığına davetiye çıkarabiliyor. Bir yıl boyunca beklenilen yaz tatilinin vücutta istenmeyen sonuçlar bırakmaması için güneşten korunmaya özen gösterilmesi gerekiyor. 

Memorial Etiler Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü'nden Uz. Dr. Zerrin Baysal, yazın cilt sağlığının korunması için önerilerde bulundu.

Güneş hem cilt kalitesini hem de sağlığını bozuyor
Yaz denilince akla ilk olarak tatil yani deniz-kum-güneş üçlüsü gelmektedir. Ancak bu üçlüden güneş cilde önemli zararlar vermekte, kişiyi yaşlandırmakta; deride leke, çillenme, cilt maskesi gibi sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Güneş ayrıca estetik ve sağlık açısından zararlı olan bu oluşumların yanı sıra deri kanserinin de en büyük tetikleyicilerinden biri olarak kabul edilir. Bu sorunlarla başa çıkmanın yolu da güneşle olan ilişkiyi doğru ayarlamak yani bilinçlenmekten geçmektedir.

Cilt kanseri ben geliyorum diyor
Ozon tabakasının incelmesi hatta yer yer delinmesi, yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınlarını artırmaktadır. Böylece sağlık kaynağı olarak bilinen güneşin zararlı etkileri ortaya çıkar. Güneş ışığı cilde temas ettiğinde, deride hücre düzeyinde bozulmalara neden olmaktadır. Bu farklılaşmadan etkilenmemek için de deri kalınlaşıp bronzlaşarak yeni hücre yapımını sağlar. Derinin savunma mekanizması olan tüm bu önlemlere rağmen yine de birtakım istenmeyen değişiklikler ortaya çıkabilmektedir. Damarlarda genişleme ve deri kızarıklığı oluşmaktadır. Maruz kalınan sürenin fazlalığı ise güneş yanıklarına yol açar. Kronik maruziyeti ve genetik yatkınlığı olan kişilerde deri kanserleri, alerjik durumlar, deri yaşlanması, kılcal damarlarda genişleme, deride renk değişiklikleri gibi istenmeyen durumlar görülebilmektedir.

Geçtiğimiz sene kullandığınız güneş koruyucuyu değiştirin
Yazın gelmesini heyecanla bekleyen pek çok kişi, tatile çıktığında bu dönemi kendince "en verimli" şekilde geçirmeye çalışır. Oysa birkaç hafta sürecek bronzluk için gelecek yıllarda cilt kanseri başta olmak üzere, kırışıklık ve leke gibi sorunlara davetiye çıkartılmaktadır. Güneş ışınlarının bu zararlı etkilerinden korunmak için güneş koruyucu kullanımı çok önemlidir. Bu ürünler, zararlı UV ışınlarını emerek ya da yansıtarak cildin zarar görmesini engellemektedir. Ancak kullanılacak ürünlerin hem UVB hem de UVA'ya karşı koruyucu olması önem taşımaktadır. Güneş koruyucu ürün kullanmak ve gerekli tedbirleri almak, öncelikle derinin yanarak hasara uğramasını, kalınlaşmasını önleyerek kırışıklıkların oluşmasını yavaşlatmaktadır. Kullanılacak ürünler kimyasal içeriklidir ve son kullanma tarihleri bulunmaktadır; bu nedenle önceki yıllardan kalan güneş koruyucular etkisini kaybetmekte, deriye yarardan çok zarar getirmektedir.

Havuç, kakao ve zeytinyağı ile güneşlenmek cilde zarar veriyor
Daha fazla bronzlaşmak için cilde asitli içecek, kakao, havuç veya zeytinyağı sürülmesi oldukça sık başvurulan uygulamalardır. Hatta aktarlardan alınan karışımların sağlıklı bir bronzluk sağladığına inanılmaktadır. Oysaki sağlıklı bronzlaşma yoktur. Bu ürünlerin bitkisel ve mineral içerikli olduğu, cilde zarar vermeyeceği düşüncesi kesinlikle yanlıştır. Bunlar cildin doğrudan güneşe maruz kalmasına yol açarak deri yaşlanması, leke ve kırışıklıklara yol açmaktadır.

Güneşten korunmak 5 pratik öneri
Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için alınması gereken birtakım tedbirler bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:

1.Koruyucu ürünleri güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce sürün.
2.Ter ve suya girmeyle birlikte deriden atılan bu ürünleri belirli aralılara yenileyin.
3.Güneşin dik açıyla geldiği 11.00-16.00 saatlerinde dışarı çıkmayın.
4.Şapka ve gözlük takıp, uygun kıyafetler giyin.
5.Gölgede ya da şemsiye altında durmaya özen gösterin. Ancak yansıyan ışınların dahi cilde zarar verebildiğini unutmayın.

Hem beden hem ruh sağlığı için yapın

Her yıl 10 Mayıs dünyada "Sağlık İçin Hareket Et Günü" olarak kutlanıyor. Yürüyüş yapmak, tatile gitmek, yeni yerler keşfetmek insana hem ruh hem sağlık açısından iyi geliyor. 

Sporun, doğada yürüyüş yapmanın artık bir tedavi şekli haline dönüştüğünü söyleyen Liv Hospital Sağlıklı Yaşam ve Check up Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Eren Eroğlu "Yürümek, zaman mekan tanımadan tüm koşullar altında yapılması mümkün bir spordur" diyor.

Yrd. Doç. Dr. Eren Eroğlu yürüyüş yaparken dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.

Haftanın en az dört günü yürüyüş yapılmalıdır. Kalp, ortopedik, görme gibi rahatsızlıkları olmayanlar saatte 6 km yani terletecek hızda yürüyebilir. Böylece kalp damar sistemi bu tempoya adapte olmak için bir çabanın içine girecek hızını arttıracak ve kendine yeni bir seviye kazandıracaktır.

Herkesin kendi biyolojik spor saati farklıdır. Egzersiz yapanlar bunu hisseder ve bilir. Günün belirli saatlerinde performans iyiyken başka bir saatte ulaşılabilecek tempoya yetişmek mümkün olmayabilir.

Özellikle yüksek tansiyonu olanların günün ilk saatlerinde uykudan uyanma hormonlarının etkisi ile tansiyon daha yüksek olur. Üzerine eklenen yorgunlukla bu zorluk daha çok hissedilir. Bu nedenle yürüyüş için bu kişiler daha çok öğleden sonraki saatleri tercih etmelidir.

Yürüyüşün fayda sağlaması açısından giyeceklere ve yiyeceklere de dikkat etmek gerekir. Yürüyüş yaparken performansın iyi olmasında kıyafetlerin etkisi büyüktür. Kıyafetler terlemeyi engellememeli buna karşılık dış şartlardan da kişiyi korumalıdır.

Soğuk havalarda yapılan yoğun spor ve yürüyüş kalp hastalığı ve yüksek tansiyon riskini arttıracağı için soğuktan korunmak önemlidir. Fakat günde yarım saat yürümek bile tansiyonun kontrol edilmesinde ve şeker hastalığının tedavisinde önemlidir.

Yürüyüş yaparken ayak sağlığına da dikkat edilmelidir. Uygun ve taban yumuşaklığı doğru seçilmiş spor ayakkabısı performansı arttırır.

Yürüyüş öncesi ve yürüyüş sırasında yenilip içilenler de önemlidir. Yürüyüşten yaklaşık bir saat önce kolay sindirilebilir karbonhidrat zinde yürüyüş yapılmasına yardımcı olur. Aynı şekilde yürüyüş sonrası da boşalan karbonhidrat depolarını kasları eritmeden doldurmak üzere bir meyve yenilmelidir.

Su ise yürüyüş sırasında zaman gözetmeden düzenli tüketilmesi gerekir. Susama hissini beklemeden 10 dakikada bir içilecek birkaç yudum su yürüyüşün iyi geçmesini sağlayacağı gibi yürüyüş sonrasında oluşacak yorgunluğa da engel olacaktır.

Doğa yürüyüşlerinde güneşten etkilenmemek için gözlük takılmalı, şapka ile ya da kremlerle açık yerlerin korunması zararların oluşmasına engel olur.

Yürüyüş ve egzersiz yapmamak kadar aşırı veya yanlış yapılan uygulamalar da zararlıdır. Yürümenin ve spor yapmanın faydası sürdürülebilirliğindedir. Eğer sakatlık araya girerse faydadan çok zarar getirecektir. Bu nedenle amatör ya da profesyonel spor yapan ya da yürüyen herkesin atlamaması gereken ilk kural sakatlanmamaktır.

Yapılacak sporun ve yürümenin yoğunluğu ve süresi kişiden kişiye değişir. İnsan kendi limitlerini bilmeli ve onun sınırlarına kadar yürüyüş yapmalıdır. Kabaca söylemek gerekirse yaşa uygun kalp hızının yüzde 60 ile yüzde 80'i iyi bir egzersiz temposudur.

Aşırı terleme sorununa botoks çözüm oluyor

Vücut için doğal bir süreç olan terleme, bazı kişiler için mevsim farketmeksizin iş ve sosyal hayatı olumsuz yönde etkileyecek boyutlara ulaşabiliyor. Bölgesel aşırı terleme, hastaların kıyafetlerinde iz bırakması sebebiyle açık renk giyinmelerine hatta tokalaşmalarına bile engel olabiliyor. 

Türk Dermatoloji Derneği genel sekreteri Doç. Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu aşırı terleme ve tedavi yöntemleri hakkında bilgiler vererek botoks uygulaması hakkında aydınlatıyor.

Bölgesel terleme kişiyi sosyal yaşamdan soyutlayabiliyor
Bölgesel ya da yaygın olabilen aşırı terleme; diyabetli hastalarda, tiroid bezi aşırı çalışan kişilerde ve kanser hastalarında sıklıkla oluşabilmektedir. Ayrıca koltuk altı, el ve ayaklarda duygusal faktörlere bağlı olduğu düşünülen bölgesel aşırı terleme görülebilmektedir. Bölgesel terlemede sinirsel uyarım sonucu terleme bezlerinin normalden fazla çalışmasının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Aşırı terleme (hiperhidroz) hastanın iş ve sosyal hayatını olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Örneğin; koltuk altı terlemesi kıyafetlerde ıslaklık ve iz oluşturarak hastayı sosyal ortamlarda utandıracak hoş olmayan durumlara yol açabilmektedir.

Ayrıca, derinin tahriş olması ve kötü bir koku oluşması da hastanın sosyal yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir. Bunların yanı sıra, ellerdeki terlemeye bağlı olarak tokalaşma sırasında yaşanan olumsuzluklar ise kişinin iş yaşamında zorluk yaratabilmektedir. Bölgesel terleme kişinin hayatını tehdit etmese de yaşam kalitesini önemli ölçüde azaltan bir rahatsızlıktır ve mutlaka tedavi edilmelidir.

Bölgesel aşırı terleme için tedavi alternatifleri olarak; ağızdan alınan ilaçlar, metal tozların bölgesel olarak kullanımı, iyontoforez yöntemi, cerrahi tedavi yöntemleri ve Botoks (botulinium toksini A) uygulamaları yapılmaktadır

Aşırı terleme tedavisinde botoks en etkili ve kolay yöntem olarak öne çıkıyor
Bölgesel aşırı terlemenin tedavisinde alternatif yöntemler kullanılmasına rağmen günümüzde rahatsızlığın tedavisi için en etkili ve kolay işlem botoks uygulamasıdır. Aşırı terleme (hiperhidroz) tedavisinde kullanılan A tipi botulinium toksini (BTX-A), besin zehirlenmelerinden sorumlu olan botulinium bakterisinden elde edilen bir toksindir. Botoks tedavisi öncesinde, A tipi botulinium toksini uygulanacak bölge iyot testi ile belirlenmektedir. İyot uygulanan bölgelerde terleme varsa deri rengi siyahlaşmaktadır. A tipi botulinium toksini sulandırıldıktan sonra 2cm'i geçmeyen aralıklarla deri içine enjekte edilmektedir. El ve ayaklardaki uygulama ağrılı olabileceği için tedavi öncesinde bölgesel anestezi yapılmaktadır.

Koltuk altında uygulama daha ağrısız olduğu için, lidokain içeren kremlerin işlem saatinden bir saat önce terleme bölgesine sürülmesi yeterli olmaktadır. İşlemden birkaç gün sonra A tipi botulinium toksinin terlemeyi azaltıcı etkisi belirgin olmaya başlamaktadır. Tedavinin etkisi 4 ile 6 ay arası devam etmektedir. Bu nedenle yılda iki ya da üç defa tekrarlanması gerekmektedir.

Botoks işleminin hemen sonrasında hastalar şikayetlerinden kurtuluyor
Aşırı terleme tedavisinde botoks işlemi; gebelik ve emzirme döneminde, miyastenia gravis adlı kas hastalığı olanlarda ve bazı antibiyotikleri kullanan kişilerde kesinlikle uygulanmamalıdır. Tedavinin yan etkileri çok az olmakla birlikte enjeksiyon bölgesindeki küçük kaslarda zayıflığa sebep olabilmektedir. Bazı durumlarda da uygulama yapılmayan yerlerde uygulama yapılan yerlere oranla terleme artması görülebilmektedir.

Uygulaması son derece kolay olan işlem sonrasında hastalar, iş ya da günlük yaşamlarına hemen dönebilmektedirler.

Sporcuların hacamata ilgisi atıyor

Yüzyıllardır ağrıan kasları tedavi etmek için kullanılan hacamat, son dönemlerde spor dünyasının gündeyminden düşmüyor. 

İngiltere Premier Lig kalecilerinden Petr Cech, ünlü yüzücü Michael Phelps, jimnastikçi Alexander Naddour ve son olarak Brezilyalı futbolcu Neymar, hacamat ile kas ağrılarından kurtulmayı tercih eden ünlü sporculardan.

Zararlı toksinleri, pıhtılaşma eğilimini artıran kanda birikmiş maddeleri, şekli bozulmuş, eskimiş kan hücrelerini ve toksinleri vakumlayarak vücuttan uzaklaştırma işlemi olan hacamat, son dönemlerde sporcuların en çok tercih ettiği yöntemlerden bir tanesi. Özellikle ünlü sporcuların sosyal medyadan hacamat uygulanırken yaptığı paylaşımlar, sporcular arasında hacamata olan ilgilinin daha fazla artmasına ve tedavinin popüler olmasına neden olmaya başladı. İngiltere Premier Lig kalecilerinden Petr Cech, ünlü yüzücü Michael Phelps ve jimnastikçi Alexander Naddour gibi ünlü sporcular bu uygulamayı tercih eden ve sosyal medyadan da bu uygulamayı yaptırırken fotoğraflarını paylaşan ünlü sporculardan sadece bazıları.

Ağrıyan kasları tedavi etmek için kullanılan bu yöntem, sosyal medyada hızla yayılmaya ve sporcular tarafından rağbet görmeye devam ediyor. Peki bu uygulamanın sporcular için ne gibi faydaları var? Emsey Hospital Nöroloji bölümünden Uzm. Dr. Suzan Üstün, hacamatın faydalarını anlattı.

Kasları rahatlatıyor, kan akışını hızlandırıyor
Sporcuların hacamat sayesinde kas ağrılarından kurtulduğunu belirten Uzm. Dr. Suzan Üstün, hacamat tedavisinin hiçbir zararı bulunmayan bir yöntem olduğunu ve uygulayan sporcuların, kaslarında herhangi bir ağrı, sızı duymadan rahatlıkla spor müsabakalarına katılabildiğini söyledi. Üstün, tedavinin uygulanışını şöyle anlattı: "Kupa terapisi tekniğinde cilde kupa yerleştiriliyor ve vakum oluşturuyor, bazen ek olarak ciltte çok yüzeysel çizikler oluşturuluyor ve tekrar vakumlanıyor. Böylece kaslar rahatlıyor ve kan akışı hızlanıyor."

Daha sağlıklı ve daha dinç görünüm kazandırıyor
Uzm. Dr. Suzan Üstün, hacamatın bel, boyun fıtığı ve eklem ağrılarının tedavisinde yardımcı olduğunu belirterek uygulamanın sporcular için faydalarını şöyle sıraladı: "Hacamat tedavisi bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, vücuda direnç kazandırır. Kan üretimi ile görevli organları uyarır. Metabolizmayı düzenleyerek bağışıklık sistemini güçlendirir. Hacamat yaptıranlar daha az hastalıklara yakalanır, daha sağlıklı ve daha dinç görünüme sahip olurlar. Vücuda canlılık ve enerji verdiğinden dolayı cilt ve vücut daha genç görünür."

Yaz tatilinde aldığınız kiloları Bal yiyerek verebilirsiniz

Yılın yorgunluğunu atmak ve dinlenmek için çıkılan tatillerden birçok kişi kilo alarak geri döndü. 

Otellerdeki ve tatil köylerindeki açık büfe sistemler, plajlarda tüketilen aperatifler ve şekerli içecekler, kısa sürede kilo alınmasına sebep oluyor. Tatil boyunca aldığı kiloları, sağlıklı ve doğal yollarla vermek isteyenler, içerdiği vitamin, mineral ve enzimler ile metabolizmayı hızlandıran ham balı beslenme düzenine ekleyerek, sonbahara formda ve fit bir vücutla girebilir.

Yoğun iş hayatından uzaklaşmak ve dinlenmek için çıkılan tatillerde, özellikle yüzme, su sporları gibi fiziksel aktiviteler sonrası kişilerde iştah artışı oluyor. Otel ve tatil köylerindeki açık büfe sistemi, kalorili yiyeceklerin ve şekerli içeceklerin tüketilmesi kısa sürede kilo alınmasına yol açıyor.

Uzmanlar, yaz aylarında kilo alan kişilerin, yaz tatilinde aldığı kiloları beslenme düzenine ham balı ekleyerek, sağlıklı bir şekilde verebileceğini belirtiyor. Ham balın içeriğinde bulunan ve metabolizmanın çalışması için büyük önem taşıyan vitamin, mineral ve enzimler, sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlarken, tokluk hissi veriyor.

Bal, Tokluk Hissiyle Az Yememizi Sağlıyor

Balın sindirimi rahatlatarak, kilo vermeye yardımcı olduğunu belirten Honeyci markasının kurucusu ve diyet koçu Ahmet Bağran Aksoy, "Tatilde yapılan en önemli hata, öğünlerin düzensiz olması. Dolayısıyla, kişilerde aniden gelişen yeme atakları meydana geliyor. Ayrıca tüketilen şekerli içecekler, fast food ve abur cuburlar da hızla kilo alınmasına sebep oluyor. Bu nedenle tatilden dönen hemen herkes diyete başlıyor.

Hızlı kilo vermek için uygulanan ve sağlığa ciddi zararları olan düşük kalorili diyetler, verilen kiloların hızlıca geri alınmasına neden oluyor. Diyet denildiği zaman akıllara tatlı ve şekerin olmadığı katı diyetler geliyor. Ancak bu düşünce tamamen doğru değil. Ham balın içeriğindeki mineraller, B vitaminleri ve enzimler metabolizmanın hızlı çalışması için son derece önemli.

Özellikle sabah aç karna tüketilen 2 tatlı kaşığı ham bal ve 1 tatlı kaşığı polen ile bol su içmek bağırsaklarımızın düzenli çalışmasını sağlarken, verdiği tokluk hissiyle, daha az yememizi sağlar" dedi

Obezite neden giderek yaygınlaşıyor?

Obeziteye neden olan etmenler tam olarak açıklanamasa da, aşırı ve yanlış beslenme ve fiziksel aktivite eksikliğinin obeziteyi tetiklediği biliniyor. Çocuklarda obezitenin devam etmesi; tip 2 diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, uyku apneleri, ortopedik problemler ve insülin direnci gibi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. 

Erişkin dönemde obez olan kişilerin ise, 1/3'ünde obezite çocukluk çağında başlıyor. Central Hospital'dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Deniz Şafak, 21 Mayıs Avrupa Obezite günü vesilesiyle obezite hakkında bilinmeyenleri açıkladı.

Genetik ve çevresel etkileşimlere sahip, ciddi ve kronik bir hastalık olan obezite, vücutta normalden fazla miktarda yağ dokusunun olmasıyla gelişiyor ve mutlaka tıbbi tedavi gerektiriyor. Çocuklarda obezitenin gelişmesinde rol oynayan en önemli faktörler; fiziksel aktivitede azalma, beslenme alışkanlıkları ve genetik sebeplerdir. Ülkemizde son yıllarda beslenme ve aktivite değişiklikleri ile yakından ilgili olarak obezitenin yaygınlaştığı belirtiliyor.

Obezite, çocuklarda sosyal izolasyona sebep oluyor
Batılı beslenme alışkanlıklarının kazanılmaya başlanmasıyla birlikte, çocuklarda kilo alımının arttığı gözlemleniyor. Yaşam şekli değişikliği de bir diğer önemli faktördür. Çocukların bilgisayar veya televizyon başında geçirdiği saatlerin artışı ve okulda geçirilen sürenin uzamasıyla birlikte azalan hareketlilik, kilo alımını kolaylaştırıyor. Obezite ile birlikte sıklıkla psikososyal bozukluklar da görülüyor. Fiziki görünüm ve performans gerektiren toplu faaliyetlere uyum sorunu açısından obezite, çocuklarda sosyal izolasyona sebep olabiliyor. Bu nedenle obez çocuklar arkadaşları tarafından dışlanabiliyor. Dışlanan çocuk, sosyalleşmekten çekinirken, daha hareketsiz bir yaşama sürükleniyor. Bu konuda ailelerin de duyarlı olmaları gerekiyor. Bebeklik dönemi dışında çocuklar, genellikle hasta olunca doktora götürülürler. Çocuğunun hızlı kilo aldığını düşünen anne-babanın doktora erken dönemde başvurmaları önemlidir.

Obezite, kız çocuklarda ergenliği tetiklerken, erkeklerde geciktiriyor
Obezitenin devam etmesi durumunda ortaya çıkabilecek bazı sağlık sorunları vardır. Bunların başında tip 2 diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi (kan yağlarında yükseklik), uyku apneleri, ortopedik problemler ve insülin direnci gelir. Kız çocuklarında vücut yağlanmasının artışı, leptin hormonunun artmasına ve ergenliğin tetiklenmesine neden olurken, erkek çocuklarında ergenliği geciktirebilir. Obezite sorunu kız çocuklarında 8 yaşından önce meme gelişimini başlatarak, 10 yaşından önce adet görülmesine sebep olabiliyor.

Uygulanan diyet programına, aile bireylerinin katılımı şart
Çok obez olmayan çocuklarda diyet uygulanmaz. Yaşam şekli ve beslenme alışkanlıkları doğru yönde arttırılarak, uzun vadede boyun da uzamasıyla birlikte boy-kilo dengesi sağlanır. İleri derecede obez çocuklarda ise uzun vadede kilo verme planlanır. Beslenme alışkanlıkları doğru yöne yavaş yavaş çevrilerek, çocuğa bunun gerekçesi anlatılmalıdır. Tüm aile bireylerinin de bu beslenme kurallarına uyması gerekir. Diğer yandan çocuk daha hareketli bir yaşama teşvik edilerek, bir spor dalına yönlendirilmelidir. Ailece çıkılacak yürüyüşler de bu dönemde çocuğa yardımcı olacaktır.

Hazırlanan diyetin en önemli koşulu çocuğun yaşı, kilosu ve yaşam şekli
Diyetler hazırlanırken çocuğun alışkanlıkları dikkate alınmalıdır. Çocukların büyüme ve gelişmesinin durdurulmaması ve boy uzaması oldukça önemlidir. Bu nedenle beslenme programı hazırlanırken gelişim gereksinimleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Çocukların diyet tedavisine başlamadan önce bir hekim kontrolünden geçirilmesi gerekir. Genel değerlendirme ve kan testlerinden sonra hekim gerekirse uygun tedaviye başlar. Diyet uzmanı da, kilonun yanında farklı bir sağlık sorunu var ise diyet tedavisini ona göre düzenler.

Diyetin en önemli koşullarından biri; hazırlanacak diyetin çocuğun yaşına, boyuna, kilosuna, yaşam şekli ve beslenme alışkanlıklarına uygun olmasıdır. Aksi halde diyetin hayata geçmesi zorlaşır. Keyif alınan yemek alışkanlıkları göz önünde bulundurmalı, diyette sınırlı da olsa çocuğun sevdiği yiyeceklere yer verilmelidir. Aksi takdirde uygulanan diyet, çocuğu mutsuz edebilir. Çocuğa doğru beslenme alışkanlığı diyet döneminde kazandırılmaya çalışılmalıdır. Böylelikle diyet bittikten sonra çocuğun hem kilosu korunabilir hem de sağlıklı kalması sağlanmış olur.

Abur cubur ve şekerli içecek tüketimi kilo alımını kolaylaştırır
Genel beslenme alışkanlıklarımıza bakıldığında iki önemli eksik ortaya çıkıyor. İlki ara öğünlerin yetersizliği, ikincisi ise suyun yeterince tüketilmemesidir. Çocuklar günlük yemek alışkanlıkları içerisinde, öğünler arasında genelde yiyecek tüketmez. Tüketilenler de olması gereken yiyecekler değildir. Ara öğünler için çoğunlukla bisküvi, çikolata gibi abur cuburlar tercih edilir. Ancak bu gıdalar, enerjileri ve içerikleri sebebiyle çocuğun ihtiyacını karşılamadıkları gibi kilo alımını da kolaylaştırırlar. Bunların yerine çocuğun beslenme düzenine, vitamin mineral deposu olmalarının yanında düşük kalorili ve besleyici olan taze meyveler ve meyve suları koymak gerekir. Çocukların içecek seçimleri genelde şekerli ve asitlidir. Her çocuğun günlük aldığı her 1 kalori için bir 1 ml. suya ihtiyacı vardır. Günlük 1850 kaloriye ihtiyaç duyan bir çocuğun, yaklaşık 1850 ml kadar su tüketmesi gerekir.

Öğün içeriği önemli
Diğer bir önemli konu öğünlerin içeriğidir. Öğünlerde yenilen yemekte öncelik her zaman açlık ve göz zevkidir. Her öğünün yeterli vitamin-mineral ve protein-karbonhidrat-yağ dengesinin sağlanması gerekir. Bu nedenle sebze, et, süt-yoğurt ürünleri ve tahıllar bir öğünde bir arada bulundurulmalıdır. Bu besin grupları bir arada bulunduğunda miktar ayarlamasını da yapmak kolay olacaktır. Örneğin; 1 kâse çorba, 1 porsiyon ızgara et, salata ve ayrandan oluşan bir menü yeterli ve dengelidir. 1 tabak etli sebze yemeği , ½ tabak pilav veya makarna, 1 kâse yoğurt dengeli bir menüdür. Bu besin guruplarını bir arada kullanarak mönü çeşitlilikleri oluşturulabilir.

Zayıflama diyetlerinin sağlıklı mönülerinde miktar ayarlaması yapılır. Ancak bu miktarlar çocuklara göre farklılık gösterir. Mönülere ara öğünler ve düzenli su tüketimi ilave edilir. Alışkanlıkların değişmesi zordur. Bu nedenle sağlıklı beslenme ve zayıflama diyetlerinin başlangıcında bir geçiş süreci yaşanır. Böyle zamanlarda birlikte çalışılan diyetisyenle irtibata geçilmeli ve yeniden düzenlemeler yapılmalıdır. Tam uygulanabilir şekle gelene kadar buna devam edilmelidir.

Diyet süresi, çocuğa göre değişkenlik gösterir
Uygulanacak diyetin süresi, çocuğun sahip olduğu kilo ve hedeflenen kiloya göre değişkenlik gösterir. Verilen kilonun yağ olması gerektiği düşünülürse ayda 2 kilo verilebilir. Daha hızlı kilo kayıplarında vücuttan su ve kas kaybı gerçekleşeceğinden, bunu gerçek kilo kaybı olarak değerlendirmek yanlıştır. Düzenli ölçümler yapıldığında verilen kilonun ne kadarının yağ olduğu değerlendirilmeli ve yeni diyet ona göre düzenlenmelidir.

Çocukluk döneminde obezite önemli bir sağlık sorunudur. Erişkin dönemde obez olan kişilerin 1/3'ünde, obezite çocukluk çağında başlamaktadır. Çocukluk döneminde edinilen beslenme alışkanlıkları kalıcıdır. Bu nedenle zeminde doğru beslenmek çocukları uzun vadede hastalıklardan koruyacağı gibi gelişimleri açısından da önemlidir. Diyetler sık sık uygulanıp bırakılacak bir tedavi şekli olmamalıdır. Her zaman uzun vadede yapılmalı ve çocukta oluşacak sağlıklı beslenme alışkanlıkları kalıcı hale gelmelidir. Çocuklar için verilen emek onların gelecekleri adına yapılan en büyük yatırımdır. Mutlu ve sağlıklı bir nesil için şimdiden doğru adımlar atmak gerekir.

Acai üzümünün 5 etkileyici faydası

Acai üzümü 2,5 cm çapı olan yuvarlak bir meyvedir ve yağmur ormanlarında palmiye ağaçlarında yetişir. Koyu mor renktedir ve kabuğundan dışarı çıkan sarı bir çekirdeği vardır çünkü onların çekirdeği çıkarılır.

Teknik olarak berry denilen yumuşak meyve kategorisine girmezler çekirdekli sert meyvedirler yine de berry olarak bilinirler.

Amazon yağmur ormanlarında genellikle yemeğin yanında tüketilirler.
Bu acai üzümlerini, yenilebilir hale getirebilmek için öncelikle dışlarını sırılsıklam ıslatırlar ve sonra ezip lapa haline getirirler.

Tadı genel olarak böğürtlen ve şekersiz çikolata gibi tanımlanır.
Taze acai üzümlerinin çok kısa raf ömürleri vardır ve büyüdükleri yerin dışında taze kalamazlar.
Buzlu meyve püresi, kurumuş toz ve preslenmiş meyve suyu olarak satılırlar.

Acai üzümleri ayrıca gıda ürünlerinde tatlandırıcı olarak kullanılır, acai yağı içeren vücut kremi gibi bazı besin olmayan ürünlerde de kullanılır.
Özetle acai üzümleri amazon yağmur ormanlarında palmiye ağaçlarında büyür. Yemek yemeden önce işlenir.

Besin yoğunluğu
Acai üzümünün herhangi bir meyveye göre eşsiz bir besin profili vardır, yüksek yağ oranı ve düşük şeker içeriği vardır.
100 gram acai üzümü posası
Kalori:70
Yağ:5 gr
Doymamış yağ:1.5 gr
Karbonhidrat:4 gr
Şeker:2 gr
Lif:2 gr
A vitamini: Günlük alınması gerekenini yüzde 15'i
Kalsiyum: Günlük alınması gerekenin yüzde 2'si

En dikkate değer özelliği koyu mor rengini veren içindeki bulunan antosiyaninlerdir. Bunlar antioksidandır.

Özetle acai üzümü sağlıklı yağ içerir ve şeker oranı düşüktür antosiyanin içerir, içinde bolca mineral vardır.

Antioksidan Yüklemesi
Antioksidanlar vücutta bulunan serbest radikalleri nötrleştirdiği için çok önemlidir.
Eğer antioksidanlar serbest radikalleri nötrleştirmezlerse, onlar hücrelere zarar verirler ve diyabet, kanser, kalp hastalığı gibi çeşitli hastalıkların çıkmasına yol açarlar.
Besinin antioksidan içeriği tipik olarak oksijen radikal emme kapasitesi (ORAC) ile ölçülür.
Acai üzümünün posasında ve püresinden antioksidan bakımından daha çok faydalanılır çünkü bağırsaktan bu şekilde daha iyi emilir.
Özetle acai üzümü antioksidan bakımından inanılmaz bir şekilde zengindir yaban mersininden 3 kat daha fazla içerir.

Acai Üzümü Kolesterol Seviyesini Geliştir
Hayvanlarda LDL'yi ve total kolesterolü düşürdüğü için kolesterol seviyesini geliştirmeye yardım eder ve aynı etkiler insanda da mümkündür.
Ayrıca acai üzümü kolesterolün emilmesini önleyen sterol içerir.
Özetle çoğu hayvan deneylerinde ve en az bir insan bazlı deneyde acai üzümünün kandaki kolesterol seviyesini düşürmeye yardım ettiği gözlenmiştir.

Anti kanser etkisi vardır
Hiçbir besin kansere karşı büyülü bir kalkan değildir ancak bazı besinler kanser hücrelerinimn üremesini ve dağılmasını durdurur.
Araştırmacılara göre acai üzümünün ileride kanser tedavisinde kullanılacağı düşünülmektedir ancak henüz insan için yeterli araştırma ve kanıtlar yoktur.
Özetle acai üzümü araştırmalara göre potansiyel bir anti kanser ajanıdır ancak insanları daha çok çalışma gerekmektedir.

Beyin Fonksiyonunu Geliştirir
Acai üzümünün içindeki bileşenler ayrıca beyninizi yaşınız ilerledikçe oluşan zarardan korur.
Acai üzümünün antioksidan etkisi öğrenme ve hafıza kısmındaki beyin hücrelerinin iflamasyonunun ve oksidasyonunun etkilerini yok eder.
Beyini sağlıklı tutmanın bir yolu da beyni toksik hücrelerden korumak veya çok uzun çalıştırmamaktır bu sürece otofaji denir gelir bu yeni sinirlerin oluşmasına neden olur ve beyin hücreleri ile arasındaki iletişimi güçlendirir.
Yaş ilerledikçe bu süreç yavaşlar, fakat acai üzümünün ekstratı bu sürecin canlanmasına yardımcı olur.

Acai Üzümünün Olası Engelleri
Acai üzümü çok sağlıklı olması antioksidandan zengin olmasına rağmen tamamını yemeyi engelleyen sebepleri vardır.
Sağlığa kötü anlamda etkileri düşüktür.
Ayrıca eğer işlenmemiş acai üzümü posası alırsanız mutlaka içindekileri kontrol etmelisiniz.
Bazılarına çok fazla sayıda şeker eklenmektedir.
Özetle çoğu anlamda acai üzümü sağlığa faydalı bir meyvedir ancak bazı engelleri vardır. İçine katılmış şeker oranına dikkat edilmelidir.

Acai Üzümü Yemenin Yolları
Acai üzümünün tazesinin raf ömrü çok kısa olduğu için genelde püre,meyve suyu ve toz şeklinde bulunur.
Meyve suyu antioksidan bakımında çok yüklüdür ama şeker oranı çok fazladır ve lif oranı düşüktür. Filtrelenmesine rağmen antioksidan oranı azalabilmektedir.
Toz halindeki şekli besin değeri olarak en yüksek olanıdır, lifi ve yağı bitkisel şekli kadar iyi korunmaktadır.
Püre şekli ise acai üzümünün tadını almanın en iyi yoludur.
Özetle acai üzümü tüketmenin püre toz ve meyve suyu olarak birkaç yolu vardır.

SONUÇ
Acai üzümü yüksek antioksidan içeriği sayesinde potansiyel sağlık faydaları olan bir besindir ve bu antioksidanlar özellikle beyine ve kalbe yararlıdır.
Lif ve yağ açısından zengindir.
Acai üzümü kapta veya bardakta smoothie olarak tüketilebilir ama özellikle püre içindeki şekere dikkat edilmesi gerekmektedir.

Kadın Kalçadan, Erkek Göbekten…

Obezite de cinsiyet farkına göre şekil değiştiriyor. İşte kadın-erkek obezitesindeki 6 ince fark...

Kadın - erkek obezitesinde çok ince farkların olduğunu belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Obezite Merkezi'nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Asım Cingi, "Obezite cerrahisi her ne kadar sihirli değnek olarak görülse de dikkat edilmediğinde yeniden kilo alma riskini de taşıyor. Bunun yanı sıra kadın ve erkek obezitesinde 6 ince fark bulunuyor" dedi.

1- Yağ Dağılımı

Erkeklerde çoğunlukla yağ dağılımı eşit olmuyor. Bacaklar ve kollar normale yakın olsa da yağlanma çoğunlukla vücudun üst kısmında, bel çevresinde, göbek etrafında oluyor. Kadınlarda ise yağlanma göbek bölgesi ve altında, kalçalar, bacaklar, basen bölgesinde ya da daha homojen şekilde oluyor. Yağlanmanın göbek bölgesinde odaklandığı erkeklerde kalp hastalıkları riski önemli oranda artıyor. Kadınlarda ise fazladan meme kanseri ve jinekolojik kanserlere zemin hazırlıyor.

2- Cerrahi İşlem Farklılıkları

Kadınlarda genellikle ameliyatlar teknik olarak daha kolay oluyor. Erkeklerin yağlanması, ağırlıkla göbek bölgesi ve üzerinde olduğu için ameliyat edilecek alan da bu yağlardan çok etkileniyor ve bazen ameliyatın teknik olarak zorlu geçmesine neden oluyor. Kadınlarda ise yağ dağılımı daha homojen olduğu, ya da göbek altı bölümleri ağırlıklı etkilediği için ameliyat alanının görüntüsü ve çalışma alanı daha geniş imkân sağlıyor ve ameliyatlar teknik olarak biraz daha kolay oluyor.

3- Cildin Sarkması

Obezite ameliyatı olduktan sonra 'her şey düzelecek' diye düşünmeyip düzenli kontrollere gitmek şart. Çünkü eksilen mineraller, vitaminler, kalsiyum ve demir yerine konulmazsa çok ciddi sorunlara yol açıyor. Kadınlarda kemik erimesi ve ciltte sarkma sorunları çok daha fazla ortaya çıkıyor. Erkeklerin kas kütlesi daha fazla olduğu için vücut, spor ve yüzme derken daha çabuk toparlayıp, bazen müdahaleye gerek kalmayabiliyor.

4- Görülme Sıklığı

Ülkemizde obezite kadınların daha sık kapısını çalıyor. 18 yaşın üzerindeki kişilerde obezite görülme sıklığı kadınlarda yüzde 30, erkeklerde ise yüzde 20'ler seviyesini aşmış bulunuyor. Bu durum yaşam tarzıyla yani hareketsiz bir yaşantıyla ilişkili olabildiği gibi, kadınlarda hormonal dengeler de onların aleyhine çalışıyor. Canları sıkıldığında, üzüldüklerinde sıkıntılarını abur cuburla hafifletmeye çalışmaları da kilo olarak geri dönüyor.

5- Doğum, Cinsel Fonksiyon

Obezite ameliyatı sonrası kadınlarda doğum verimliliği artıyor. Özellikle ameliyatın ardından hızlı kilo verme sonrası ilk bir yılda hamile kalma ihtimali birdenbire çok yükseliyor. Obezite erkeklerde ise sperm kalitesini düşürebiliyor.

6- Obezite Süreci ve Sonrası

Obezite kadınları sosyal çevresinden iş hayatına hatta özgüvenine dek çok daha fazla yıpratıyor, özgüvenleri daha çabuk kayboluyor. Toplum içine çıkmak istemeyebildikleri gibi, ameliyat sonrası bambaşka bir psikolojiye kavuşuyorlar. Hastaların ameliyat sonrası kilo verme hızlarında belirgin bir cinsiyet etkisi gözlenmiyor ama kilo verdikten sonra takiplerde kadınlar daha titiz davranıyor. Kontrollerine daha düzenli geliyor, 'nasılsa kilo verdim bir daha almam' şeklindeki yanlış kanıya daha az kapılıyor.

İlişkilerde en sık yapılan 9 hata

Son yıllarda hemen herkesin ortak görüşü, ilişkilerin artık hızla ve kolayca tükenir olduğu! 

Gerçek sohbetlerin yerini sanal iletişimin almaya başlaması, kişilerin günlük hayatın koşuşturmacası ve stresin de etkisiyle özellikle iş hayatındaki öfkelerini, bastırılmış duygularını evde 'en sevdiklerine' yansıtarak incitebilmesi, özür dilemekten kaçınıp tartışmalarda hep haklı çıkmaya çalışması, tahammülün zayıflaması çiftleri kolay ayrılığa götüren sebeplerden birkaçı. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Reyhan Algül "Teknolojik gelişmeler, insanların refah düzeyinin artması, tüketimin çoğalması ve değişen toplumsal yapılar günümüz ilişkilerini yürütmeyi de zorlaştırmaya başladı.

Kısa süreli ilişkiler, boşanma oranlarının yüksekliği, bekarlık süresinin uzaması olarak yansımalarını gördüğümüz günümüz ilişkilerinde çiftleri mutsuzluğa, ilişkileri de açmaza hatta tükenmeye götüren temel hatalar var" derken, en sık yapılan 9 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Hep haklı olmaya çalışmak
Hayatta her zaman haklı olmak şüphesiz mümkün değil, üstelik bazı durumlar var ki haklı olmanın bir anlamı ve önemi de yok. Ancak kimi insanların sürekli haklı çıkmaya çalıştıkları da bir gerçek. Buna karşın ikili ilişkilerde taraflardan biri sürekli haklı olduğu şeklinde bir davranış sergiliyorsa, bu durum ilişkinin eşitlikçi olması gereken yapısını bozar. Bazen kişiler haklı olmaya o kadar odaklanırlar ki mutlu olma anlarını kaçırırlar. İlişkiler söz konusu olduğunda kimsenin yüzde yüz haklı ya da haksız olamayacağını unutmayın ve ikili ilişkileri yıpratan bu temel yanlıştan kaçının. Gerekirse özür dilemekten kaçınmayın, özür dilemenin bir zayıflık değil aksine erdemli bir davranış olduğunu unutmayın.

Her şeyi beraber yapmak istemek
Bağlılık gibi görünen bir şey aslında bağımlılığın ta kendisi olabiliyor. Oysa bir ilişkide önemli olan 'ben'leri kaybetmeden, 'biz' olabilmek. İlişkinin içinde, her kişinin kendine ait alanlarının olması çok önemli. Beraberce yapılan şeyler kadar her bireyin kendi arkadaşları ya da ailesi ile vakit geçirmesi, kendi hobilerine vakit ayırması, kişilerin ilişkilerine daha objektif yaklaşabilmelerini ve ilişkilerinde aslında daha fazla keyif alabilmelerini sağlar. Bu nedenle her şeyi beraber yapma isteğinden vazgeçin.

Birbirini değiştirmeye çalışmak
İlişkilerde başlangıçta partnerinizde sevdiğiniz özellikler, zamanla en çok değiştirmek istediğiniz özellikler olmaya başlayabiliyor. Oysa karşınızdaki kişinin de her insan gibi kusurlarının olduğunu kabul edebilmeyi öğrenin ve sürekli onu değişime zorlamayın. Üstelik bir kişi kendi değişmek istemedikten sonra onu zorla değiştiremezsiniz. Partnerinizin olumsuz sevmediğiniz yönlerine odaklanmanız ilişkinizi çıkmaza sokabilir. Ancak önemli bir kriter, değşitirmeye çalıştığınız davranışının size veya çevresindekilere zarar verip vermediği. Zarar vermiyorsa onu değiştirmeye çalışmanın ona yapılan bir haksızlık olabileceğini de bilin.

Partnerini hayatının merkezine koymak
Böyle bir yaklaşım son derece sağlıksız. Bir ilişkiye kendinizi adamanız, herşeyinizi partnerinize göre planlamanız sizi hızla tüketir ve ilişkilerdeki dengeleri değiştirir. Sevdiğiniz insan sizin için şüphesiz çok önemli ve değerli ancak hayatınızı oluşturan şeylerden yalnızca biri, hayatınızın tümü değil. O nedenle partnerinizi hayatınızın merkezine koyma yanılgısına düşmeyin.

Sosyal medya ve oyunlarda fazla zaman geçirmek
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Reyhan Algül "Günümüzde çiftlerin en büyük sorunlarından biri, taraflardan birinin aşırı derecede telefon ve bilgisayarda zaman geçirmesi. Akşam eve gelir gelmez eline telefonunu alıp bırakmamak, beraber yapılan etkinliklerde sosyal medyadan gözünü ayırmamak, birbirleriyle zaman geçirmek yerine başkalarının paylaşımlarına bakmak, 'kafamı rahatlatıyorum' diyerek bu mecralarda ya da bilgisayar oyunlarında fazla zaman geçirmek 'gerçek iletişim'e büyük zarar veren davranışlar. Bunlar tıpkı uyuşturucu gibi uzun vadede kendi psikolojiniz de başta olmak üzere her şeye zarar verebiliyor " diyor.

Fazla Beklentiler
Geçmişte aile ilişkilerinizde yaşadığınız hayal kırıklıkları bilinç altında yer etmiş olabilir ve siz hiç fark etmeden ilişkinizde partnerinizden bunları onarmasını bekliyor olabilirsiniz. Oysa tıpkı sizin gibi partnerinizin de bilinçaltı ihtiyaçları olabileceğini unutmayın. Karşınızdaki kişiden size verebileceği kadarını beklemelisiniz. Her insanın bir sevgi alma ve verme kapasitesi var. Hayatınızdaki kişinin bu kapasitesini anlayın ve ondan herşeyi beklemeyin. Özellikle son yıllarda pek çok kişi sosyal medyada takip ettiği kişilerin 'her gün eğlencedelermişçesine' paylaşımlarına ve çoğu kez 'sahte mutluluklarına' aldanarak kendi hayatlarını kıyaslama ve partnerini sorgulama yanlışına düşebiliyor.

Geçmişe ve kötü şeylere odaklanmak
Bazı insanlar geçmişe takılı kalırlar ve kafalarından atamazlar. Oysa ilişkinin içinde geçmişte yapılan hatalara takılı kalmak, eski sorunları sürekli gündeme getirmek adeta ilişkinin altına konulan bir dinamit! Hatalarından ders çıkarıp çıkarmadığına bakmak önemli. Geçmişteki hataları affetmeyi seçtiyseniz bunun sorumluklarını yerine getirmelisiniz, eğer affedemiyorsanız bir uzmandan bu konuda destek almalısınız.

Hakaret etmek, kişinin değerlerine saldırmak
Tartışırken sizi rahatsız eden durum üzerine konuşun ancak bağırmaktan ve hakaretten kaçının. Öfkenizi kontrol altına almalı, sorunu daha da büyütmek yerine yapıcı olmaya çalışmalısınız. Karşınızdaki kişinin değerlerine saldırmak, küçümsemek de yapacağınız en büyük yanlışlardan biri.

İçine atmak
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Reyhan Algül "Sorunları içinize atmak yerine, doğru zamanda ve doğru ortamda dile getirmekten kaçınmayın. Aksine içine atmanız, konuşmamanız, sorunların çözümü yerine ilerleyen dönemde bir kartopu gibi çok daha büyümesine neden olacaktır. Kırgınlıklarınızı veya sizi rahatsız eden konuları sakinliğinizi koruyarak ve yapıcı bir üslupla dile getirin ve duygularınızı paylaşın" diyor.

El-ayak-ağız hastalığından korunmak için 7 altın kural

Hem hava sıcaklığı değişimleri hem de okulların açılması ile birlikte çocukların daha fazla bir arada olması, bulaşıcı hastalıklara davetiye çıkarıyor. 

Yüksek ateş, iştahsızlık, boğaz ve karın ağrısı, vücutta döküntü gibi belirtilerle kendini gösteren hastalıktan korunmak için okulun ilk günlerinden itibaren gerekli hijyen tedbirlerini almak büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Erkan Uçlar, el-ayak-ağız hastalığı ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Geçmeyen ateşe dikkat!
El–ayak-ağız hastalığında, kişinin bağışıklık sistemine göre hastalığın seyri değişkenlik gösterir. Yüksek ateş, bademcikte kızarıklık, ağız içinde aft ve ciltte döküntü halinde kendini gösteren el-ayak-ağız hastalığı, çocukların el, ayak ve bileklerinin neredeyse tamamını kırmızıya boyamaktadır. 1-2 günlük ateşli dönemi takiben ya da ateşle beraber; el ve ayak içleri, ayak tabanları, bez bölgesi, gövdede ayrıca ağız içinde ortaya çıkan ağrılı ve kaşıntılı olabilen içi sıvı dolu kırmızı döküntüler görülür. Pütür pütür olarak tanımlanan bu kırmızı döküntüler, kasıklarda, kalçada, dizlerin arkasında ve genital bölgede de görülebilir.

Döküntüler ve ateş 5-6 gün sürebilir ve 38 C ila 40 C arasında değişkenlik gösterebilir. Ağız içinde oluşan aftlar nedeniyle yutma güçlüğü ve beslenme isteksizliğiyle sıklıkla karşılaşılmaktadır. Döküntüler kaşıntılı ve ağrı verici olabilir. Hastaların çoğu kendiliğinden iyileşme gösterirken, beslenme güçlüğü ve ateşin geçmediği hastalarda yatarak sıvı tedavisi gerekebilir.

Yeterli miktarda sıvı alımına dikkat edilmeli
Özellikle uygulanan bir tedavisi olmayan ve kendi kendini sınırlayan hastalık, 1 hafta kadar süreyle bulaşıcılığını sürdürür. Bu hastalıkta ateş ve ağrı giderici olarak parasetamol ve ibuprofen içeren şuruplar önerilir. Döküntüler kaşıntılı ise kaşıntı giderici losyonlar fayda edebilir. Ilık sabunlu suyla yıkanmanın zararı yoktur. Yutma güçlüğü olan çocukların muhallebi, yoğurt, çorba gibi ılık ve yumuşak besinlerle beslenmesi ve yeterli miktarda sıvı alımının sağlanması için bol bol su içmeleri önerilir. Ağız içine uygulanan lokal antiseptik ve analjezik içeren diş jelleri çocukların beslenmesini daha konforlu hale getirebilir.

Hastalıktan korunmak için bunlara dikkat edin;

  • El-ayak-ağız hastalığına karşı en etkili yöntem hijyen kurallarına dikkat edilmesidir. Alınması gereken önlemler şöyle sıralanabilir:
  • Bulaşıcı olduğundan el-ayak-ağız hastalığına yakalanan kişilerden uzak durun
  • Özelikle 1 hafta boyunca kreş – anaokulu ve benzeri kalabalık ortamlardan çocuu uzak tutun.
  • Çocukların ortak oyuncaklarla oynadıkları alanların düzenli şekilde dezenfekte edilmesine özen gösterin
  • Çocukların ellerini düzgün şekilde yıkadıklarından emin olun
  • Bebeklerin bezini değiştirdikten sonra ellerinizi yıkayın
  • Tabak, bardak, çatal, kaşık, havlu gibi kişisel eşyaların ortak kullanımından kaçının.
  • Hastalarla öpüşme ve sarılma gibi yakın temasta bulunmayın

Bakışlarınızı gençleştirmek elinizde

İlerleyen yaş, cilt tipi ve genetik faktörler yüzde en çok dikkat çeken bölge olan gözlerimizin çevresinde sarkma şişlik ve kırışıklığa neden olarak yaşlı ve yorgun bir görünüme neden olabiliyor. 

Göz çevresinin yenilenerek genç ve canlı bir görünüme kavuşturulması modern göz kapağı estetiğindeki modern uygulamalarla mümkün olabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü'nden Op. Dr. Fulya Fındıkçıoğlu, göz kapağı estetiği hakkında bilgi verdi.

Yüz yaşlanması önce göz çevresinde kendini belli ediyor
Yüz; tek başına gözler, dudaklar, kaşlar veya yanaklardan ibaret değildir, bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Bununla birlikte yüz yaşlanması ilk önce göz etrafında kendisini belli etmeye başlamaktadır. Üst ve alt göz kapaklarında oluşan cilt sarkmaları, şişlikler, kırışıklıklar ve torbalanmalar; yaşlı, uykulu ve yorgun bir görünüme neden olmaktadır. Üst ve alt kapaklar hemen hemen benzer yapıda olsa da aynı hızda deforme olmayabilir. Bu nedenle alt ve üst kapaklar ayrı ayrı da değerlendirilmelidir.

İşlem öncesinde detaylı bir müdahale planı yapılmalı
35 yaş üzerinde başlayan göz çevresi deformasyonları, üst göz kapağı derisinde bollaşma ve kaşların dış tarafındaki sarkma ile daha da belirgin hale gelmektedir. 50 yaş civarında tüm yüzdeki kaslar ve deride olduğu gibi üst göz kapağındaki kaslar ve deri de incelmekte, sarkma daha fazla artmaktadır. Göz etrafındaki bağ dokusu ve liflerdeki gevşeme nedeniyle, göz çukurundaki yağ yastıkçıkları dışarıya doğru fıtıklaşmakta ve gözaltı torbaları denilen görüntü oluşmaktadır. Genetik özelliklere de bağlı olarak bazen erken yaşlarda da göz kapaklarında sarkma ve torbalanmalar görülebilmektedir. Estetik göz kapağı cerrahisi yani blefaroplasti, kişiye daha genç ve zinde bir görünüm kazandırabilmektedir. Göz çevresi, oldukça karmaşık ve hassas bir anatomik yapıya sahip olduğu için ameliyat öncesi muayenenin çok dikkatli yapılıp soruna yönelik müdahale planının yapılması gerekmektedir.

Üst göz kapağındaki sarkma görmeyi bile engelleyebilir
Üst göz kapağında genellikle cilt fazlası ve yağ yastıkçıklarının fıtıklaşmasından oluşan iki problemle karşılaşılmaktadır. Cilt fazlalığı varsa sadece cilt çıkarılması, cilt fazlasına yağ fazlası eşlik ediyorsa yağın da bir miktarının alınması gerekebilmektedir. Bazen üst göz kapağındaki deri sarkmasının çok fazla olması görüş alanını bile daraltıp görmeye engel olabilmektedir. Üst göz kapağının dış tarafındaki şişlikler yağ fazlalığından değil, gözyaşı bezinin aşağı doğru yer değiştirmesinden kaynaklanabilmektedir. Gözyaşı bezinin kemiğe doğru tespit edilmesi bu problemi çözebilir. Alt göz kapağında, genellikle bağ dokusunun gevşemesi nedeniyle göz küresi alt kısmındaki yağ dokusunun öne doğru torbalanması söz konusudur. Bu yağ gerekenden fazla olursa çıkarılması gerekebilmektedir. Başka bir yöntem olarak alt göz kapağı-yanak ayrımında bulunan gözyaşı oluğu gibi kısımdaki doku eksiğini telafi etmek üzere, azalmış olan yağ dokusu yönünde kaydırılması işlemi de uygulanabilmektedir. Ayrıca alt göz kapağı-yanak ayrımındaki oluk, geçici olarak, ameliyat edilmeden dolgu maddeleriyle de düzeltilebilmektedir.

Kısa bir işlemle yıllarca geriye gidebilirsiniz
Üst göz kapağı operasyonları genellikle lokal anesteziyle yapılabilmektedir. Alt göz kapağında biraz daha derin dokularda çalışıldığı için lokal anesteziye sedasyon yöntemi ilave edilmelidir. Tek başına üst göz kapaklarının ameliyatı yarım saatte bitmektedir. Alt göz kapaklarının ameliyatı ise 1 saat kadar sürer. İsteyen hastalara genel anestezi de uygulanabilmektedir. Ameliyat lokal anestezi veya sedasyonla yapılmışsa hasta aynı gün taburcu olabilmektedir. İşlem sonrası kişisel özelliklere göre değişmekle birlikte 7-10 gün süren göz çevresi morlukları ve şişlikler olabilmektedir. Ameliyat sonrası kesin sonuçların görülmesi 1-2 ayı bulabilmektedir. Göz kapağı derisi vücudun en kolay iyileşen bölgelerinden biridir ve bu nedenle belirgin iz kalmaz.

Yüzün tamamı doğru değerlendirilmeli
Göz kapakları yüzdeki diğer organlarla birlikte yaşlanmaktadır. Kaş kenar kısımları sarkmış, kaz ayakları olan bir kişide sadece göz kapağı ameliyatı yapmak yorgun veya yaşlı ifadeyi kısmen değiştirse de hastayı yeterince mutlu etmeyecektir. Bu nedenle hastanın bir plastik cerrahi uzmanı tarafından detaylı muayenesinin yapılması; kaş kaldırma, yüz germe, dolgu, botoks gibi ek işlemlere ihtiyacı olup olmadığı analiz edilmelidir. Her ameliyatta olduğu gibi göz kapağı ameliyatlarında da bazı komplikasyonlar gelişebilmektedir. Göz kapağı derisi vücuttaki en ince ve en kolay iyileşen deri olmakla birlikte, her bireyin yara iyileşme sürecinin birbirinden farklı olduğu göz ardı edilmemelidir.

Kadınlar sesini inceltmek, erkekler kalınlaştırmak istiyor

Birçok insan cinsiyet ya da fiziksel özelliklerine uygun olmayan ses tonu yüzünden hem estetik hem de psikolojik kaygılar yaşayabiliyor. İnceltme ya da kalınlaştırma şeklinde yapılan ses estetiği operasyonları, kişiye istediği ses tonuna sahip olabilme şansı sunuyor. 

Memorial Ataşehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Op. Dr. Elad Azizli, ses estetiği operasyonları hakkında bilgi verdi.

Kadınlar sesini inceltmek, erkekler kalınlaştırmak istiyor
Hızla gelişen teknolojiye rağmen ses en önemli iletişim aracı olmaya devam etmektedir.Ses tonunun genellikle kişinin yaşamına, cinsiyetine ve özellikle fiziksel yapısına uygun olması istenir. Bu uyumun sağlanmadığı durumlarda kişi psikolojik olarak bundan etkilenebilmektedir. Buuyumsuzluk durumlarındasesi yapılandırma ve daha estetik hale getirmek için inceltme, kalınlaştırma şeklinde ses estetiği operasyonları uygulanmaktadır. Ses kalınlaştırma operasyonlarını genellikle ince sese sahip oldukları için bundan psikolojik olarak etkilenen erkekler, ses inceltme operasyonlarını ise özellikle sigara kullanımına bağlı olarak kalınlaşan sesi inceltmek için kadınlar tercih etmektedir.

Ses estetiği kişiye uygun sesi sağlıyor
Estetik ses, kişinin dış görünüşüne, fiziksel yapısına, cinsiyetine uygun bir ses demektir. Örneğinfiziksel olarak yapılı, uzun boylu bir erkekten çıkan ince ve tiz bir ses, ya da genç, minyon bir kadından çıkan tok ve kalın bir ses estetik bir algı yaratmamaktadır. Ses estetiği kişiye uyumlu sesin elde edilmesini sağlayan tıbbi bir tedavi şeklidir. Estetik kaygılar hem de kimi zaman sağlık sorunları yüzünden birçok kişi tarafından tercih edilen bir tedavi yöntemidir.

İsteyene yönecisi, isteyene sunucu sesi
Bir kadın telefonda konuşurken erkek olarak algılanacak kadar kalın sese sahipse ya da erkekken kadın cinsiyetine geçmiş bir kişi artık eski kalın sesini istemiyorsa ses inceltme ameliyatları uygulanabilmektedir. Bu ameliyatları sigara kullanımı nedeniyle sesi çok fazla kalınlaşan bireyler, yönetici adayları, siyasiler, spiker, sunucu ve seslendirme sanatçısı olmak isteyen kişiler ile öğretim üyeleri sıklıkla başvurmaktadır.

Hasta ameliyat sırasında kendi sesini duyup kararını verebiliyor
Ses inceltme ameliyatları, genel anestezi altında 30-40 dakikalık bir süreç içersisinde gerçekleştirilmektedir. İnceltme ameliyatları, çoğu zaman dışarıdan herhangi bir kesi olmadan ağız içinden girilerek ses telleri üzerinde yapılmaktadır. Kimi zaman da dışarıdan birkaç dikiş atılarak ya da lazer uygulaması ile yapılabilmektedir. Ameliyat sırasında hastanın sesi dinlenir. Hasta ve doktor sesin kalınlaşmasını duyar ve karar verdikleri kalınlaşmada işlem sonlandırılır. Böylece hasta sesinin ne kadar kalınlaştığını ameliyat sırasında duyar ve operasyon sırasında cerrahı ile konuşabilir.Operasyon sonrası ağrı yaşanmamaktadır. Genellikle hastalar aynı gün taburcu edilebilmektedir. Birkaç günlük ses istirahati sonrasında yeni seslerini kullanmaya başlayabilirler; ancak gerçek sesin tam olarak oturması bir kaç ayı bulmaktadır.

Ergenlik sonrası ses tiz ve ince kalmışsa…
Dış görünümü ve cinsiyeti ile uyumlu olmayacak kadar ince sese sahip kişilerde ses kalınlaştırma işlemine başvurulmaktadır. Ses kalınlaştırma işlemi iki şekilde yapılmaktadır. Bunlardan ilki erkeklerde ergenlik sonrasında sesin kalınlaşmayıp tiz ve ince kalmasına neden olan mutasyonel falsetto hastalığında yapılan ses terapisidir. Bir ameliyat gerektirmeyen bu durumda ses bir erkek için fazla tizdir. Bu hastalığın tedavisi, ses terapisi ile yaklaşık 30-40 dakika içinde kalıcı olarak sağlanmaktadır.

Bir başkasının sesine sahip olmak henüz mümkün değil
Sesin ortaya çıkışında sadece ses telleri görev almamaktadır. Ham ses, ses telleri tarafından ortaya çıkar. Ancak ses rengi; dil, damak, dişler, dudaklar ile şekillendirilmektedir. Bu yapılar değiştirilemediği için sesi herhangi birinin sesine benzetmek teknik olarak şuan için mümkün değildir. Ses inceltme ve kalınlaştırma ameliyatları özel bir alan olduğu unutulmamalıdır. Her kulak burun boğaz uzmanının rutinde uyguladığı bir cerrahi değildir. Bunun için özellikle ses hastalıkları konusunda deneyimli bir uzman tarafındangerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Türk kadını kaş ve kirpik güzelliğine önem veriyor

Yüz güzelliğinin en belirleyici unsuru hiç kuşkusuz kaşlar. Son yıllarda yüzdeki simetriyi sağlamak, ifadeyi güçlendirmek ve gözleri daha da güzel göstermek için sıkça başvurulan kozmetik uygulamalar yerine, doğal yollarla kaşlarını yeniden güçlendirmek isteyenlerin sayısı da oldukça fazla.

Kişisel bakım ve güzellik ürünlerinde doğal içerikleri tercih edenlerin sayısı gün geçtikçe çoğalıyor. Bunun yanı sıra Türk kadınları makyaj ürünlerinde Avrupalı kadınların ruj tutkusunun aksine, dudaklarını değil gözlerini vurgulayacak uygulamaları tercih ediyor. Gözlere özel kozmetiklerde en sevilen ürün hiç şüphesiz maskara; ve yine Türk kadınları kullanacakları maskaradan en çok, kirpiklerine hacim kazandırmasını bekliyor.

Doğal yollarla kaşlarını güçlendirmek isteyenler için formüle edilen Bioxcin Quantum Kaş ve Kirpik Serumu hakkında bilgi veren Bioxcin marka müdürü Şimal Şengül "Sarmaşık bitkisi özü Phytosterol, Biocomplex B11 ve Patentli Tripeptid içeren yapısı ile düzenli kullanımda 14 günde %121* uzama sağlıyor. Almanya Dermatest Laboratuvarlarında dermatolojik olarak test edilen Bioxcin Quantum Kaş ve Kirpik Serumu alkol, parfüm, silikon ve ftalat içermediği gibi göz çevresine uygun PH değeriyle kaş ve kirpikleri gözlere zarar vermeden besleyerek sağlıklı ve canlı bir görünüm kazandırıyor" dedi.

Türk kadınları hacimli kirpikler istiyor

Türk kadınları makyaj ürünlerinde Avrupalı kadınların ruj tutkusunun aksine, dudaklarını değil gözlerini vurgulayacak uygulamaları tercih ediyor. Gözlere özel kozmetiklerde en sevilen ürün hiç şüphesiz maskara ve yine Türk kadınları kullanacakları maskaradan en çok, kirpiklerine hacim kazandırmasını bekliyor.

Kaş ve kirpikler neden dökülüyor?

Gözleri sert bir biçimde ovuşturma alışkanlığı, makyaj temizleme esnasında uygulanan baskı, takma kirpik ve perma uygulamaları ve yanlış epilasyon yöntemleri kaş ve kirpiklerin dökülmesine neden olabiliyor. Diğer yandan sürdürülen günlük bakım ve daha özenli temizlik alışkanlıkları edinmek, doğal içerikli bakım ürünleri kullanmak kaş ve kirpiklerimizin ömrünü uzatmayı sağlayabiliyor.


Yürüyüşü bir de çıplak ayakla kumda deneyin!

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu "İyi Yaşa" platformunda tavsiyelerde bulunan Klinik Pilates Eğitmeni Ayça Kaşıkçı, yaz aylarının yaşandığı bugünlerde çıplak ayakla kumda yürüyüşün faydalarına dikkat çekiyor.

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu "İyi Yaşa" platformunda önerilerde bulunan Klinik Pilates Eğitmeni Ayça Kaşıkçı, yaz aylarının yaşandığı bugünlerde çıplak ayakta kumda yürümenin sağlık açısından faydalı olduğunu belirtiyor. Kaşıkçı sözlerine şöyle devam ediyor: "Yaz sıcakları devam ederken; işten, gürültüden, stresten uzak deniz kenarında bir-iki gün geçirebilmek eminim herkese iyi gelecektir.

Deniz kenarında; deniz kokusunu içine çekebilmek ve denizin sesini dinleyebilmek bizi ziyadesiyle rahatlatan duygulardır sanırım; ama bir de buna akşamüstü serinliğinde ya da sabahın erken saatlerinde yapılacak kumda hafif tempolu bir yürüyüşü eklersek; hem bedenen, hem zihnen hem de ruhen daha fazla dinlenebiliriz!

Öncelikle, çıplak ayakla kumda yürüyüş yapmak, normal beton ya da asfalt gibi sert yüzeylerde yapılan yürüyüşlerden daha zorludur. Ayaklar, kumun içine girdiği için onları kaldırıp bir sonraki adımı attırabilmek için bacak ve kalça kaslarımız daha fazla çalışmakta ve özellikle iç popo kaslarının şekillenmesini sağlamaktadır. Ayrıca böyle bir yürüyüşte denge ve koordinasyon daha büyük bir önem kazanmakta; bu da zihin ve bedenin beraber çalışmasını gerektirmektedir.

Yapılan araştırmalara göre; kumda çıplak ayak yürüyüş yapmak, düz bir zeminde yapılan yürüyüşe göre yaklaşık 2 kat daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Çoğu zaman hepimiz, ayak ve bilek ağrılarından şikayet ederiz; özellikle kilo sorunu olan kişilerde vücudun tüm ağırlığı ayaklara ve bacaklara biner. Çıplak ayakla kumda yürüyüşle, ayak tabanlarına masaj yapmış oluruz. Aynı zamanda; bu yürüyüşle, ayak bileği tendonlarının kuvvetlenmesi sağlanarak bu ağrılar en aza indirilebilir! Hele bir de bunu ıslak kumda yapabilirsek etkisi daha fazla olacaktır.

Çıplak ayakla yürümenin en sevdiğim yanı ise; ruhumu dinlendirmesi ve beni daha özgür hissettirmesi! Ayağıma giydiğim tüm nesnelerden kurtulup kendimi özgürce kumların üzerine bıraktığımda ruhumun da özgürleştiğini, bedenime yapışan tüm negatif enerjilerden kurtulduğumu hissediyorum! Sanırım bunu da vücudun "topraklanma" etkisiyle anlatabiliriz. Topraklanmanın faydaları arasında; vücudumuzdaki antioksidanları artırmak, enflamasyonu azaltmak ve uykuyu iyileştirmek gibi noktalar vardır.

Yapılan bir araştırmada, elektroenselogram cihazının ölçümüyle beyindeki elektriksel aktivitenin topraklanma ile değiştiğini göstermiştir. Diğer araştırmalar topraklamanın cildin iletkenliğini iyileştirdiğini, kalp hızı değişkenliğini düzenlediğini, glikoz regülasyonunu geliştirdiğini, stresi azalttığını ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini göstermiştir.

Topraklanma ile ilgili diğer önemli bir araştırma ise; topraklamanın kırmızı kan hücrelerinin yüzeyindeki elektrik yükünü arttırdığını göstermiştir. Sonuç olarak hücreler topaklanmamış ve kanın yoğunluğu azalmıştır. Bu da özellikle kan sulandırıcı gibi ilaç alan kalp hastaları için çok önemlidir! Başka bir çalışmayla ise; topraklanmanın endokrin ve sinir sistemi üzerindeki faydaları kanıtlanmıştır.

Yürüyüşün, özellikle kumda çıplak ayak yapılan bir yürüyüşün bedenimize ve ruhumuza vermiş olduğu bu güzelliklerin yanında; fiziksel ritimle beraber duygusal bir ritim de yakalamamızı sağlar. Zihnimizi meşgul eden düşünceleri daha sakin, kendimizi ve doğayı dinleyerek değerlendirmemizi sağlayarak bizi dinginleştirir ve vücudumuza endorfin hormonu salgılatarak bizi mutlu eder. Aynı zamanda sakinleşen zihin, nefes almayı hatırlayarak; gerçek nefes almanın vücudumuzda yarattığı tüm olumlu etkilerini yaşamamızı sağlar.

Kumda çıplak ayak yürüyüşün bu kadar yararını okuduktan sonra, bence denemekte fayda var!
Ama yine de yürüyüşe başlamadan önce küçük hatırlatmalarım olacak…

DİKKAT!   Yürüyüşten önce, ayak bileklerinizi hafif dairesel hareketlerle çevirin ve onların harekete geçmesini sağlayın!
Yürüyüşten sonra, hafif esneme hareketleriyle gerilen bacaklarınızı rahatlatın!
Yürüyüşü sabahın erken saatlerinde ya da akşam gün batımına doğru yapın!
Kumsalda bulunabilecek kesici taşlar, deniz kabukları vs gibi şeylere karşı dikkatli olun!
Mutlaka yanınızda su bulundurun!
Yürüyüşten yorulduğunuz anda, bacaklarınızı ıslak kumda dinlendirerek onların gevşemelerini sağlayabilirsiniz.

Açlık hissiniz kaybolduysa…

Son günlerde canınız hiçbir şey yemek istemiyorsa, üstüne bir de açlık hissiniz giderek kaybolduysa dikkat! Bilmediğiniz ama hayatınıza girmiş olan sağlık problemlerinden birinin kapısını aralamak üzere olabilirsiniz. 

Hastane Derindere İç Hastalıkları Bölümü Uzmanı Dr. Ergün Kasapoğlu'ndan açlık hissinin giderek kaybolmasının neden olan sağlık problemlerini öğrendik.

Stres
Stres yaşadığınızda vücudunuz sanki tehlikede gibi tepki verir. Beyniniz, adrenalin de dahil olmak üzere, kalp atışlarınızı hızlandıran ve sindiriminizi yavaşlatan kimyasal maddeleri bastırır. Bu da iştahınızı azaltabilir. Buna, savaş yanıtı da denir ve yalnızca kısa bir süre görülür. Uzun bir süre boyunca stres altındaysanız, vücudunuz kortizol denilen hormonu serbest bırakır ve özellikle yüksek kalorili gıdaları tüketmekten kaçınarak aç kalırsınız.

İlaçlar
Birçok ilaç yan etki olarak iştah kaybına neden olabilir. En yaygın olanları arasında antibiyotikler, mantar ilaçları ve kas gevşetici maddeler bulunur. Depresyon, migren, yüksek tansiyon, KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) ve Parkinson hastalığını tedavi eden ilaçlar açlığınızı da etkiliyor olabilir. Yemek yemekten kaçınmaya başladıysanız, aldığınız ilaçlardan herhangi birinin buna neden olup olamayacağını doktorunuza danışın.

Soğuk algınlığı veya grip
Hasta olduğunuzda, bağışıklık sistemi hızlı çalışmaya başlar. Yorgun ve yemek yemeye can atan sitokinler (hayvan ve bitki hücrelerince üretilen, hücrelerin birbirleriyle iletişimini sağlayan protein ve peptidlerin bir grubu) denilen kimyasalları bertaraf eder. Vücudunuz size dinlenmenizi söyleyen yoludur, böylece sizi hasta yapan şeylerle savaşacak enerjiyi elde edebilirsiniz. Ancak biraz yemek yemeniz, bağışıklık sisteminize katkı sağlayabilir. Araştırmalar tavuk çorbasının enflamasyona yardımcı olarak daha iyi hissetmenizi sağladığını göstermektedir.

Gebelik
Hem kendiniz hem bebeğiniz için yemek yemeniz gerekirken yiyemiyorsanız bunun en önemli nedeni mide bulantısı problemi yaşıyor olmanızdır. Özellikle sabahları görülse de gün içerisinde de karşınıza çıkabilir. Sindirimi kolay gıdalar, krakerler ya da yağsız tost gibi besinler tercih ederek; ayrıca sağlıklı ara öğünlerle midenizin boşalmasını engelleyerek midenizi rahatlatabilirsiniz.

Hipotiroidizm
Tiroid hormonlarınız vücudunuzun besinleri nasıl enerjiye dönüştürdüğünü kontrol eder. Tiroid beziniz yeterince çalışmazsa vücudunuzun işlevleri yavaşlar. Sonunda daha az enerji harcanacağı için daha az acıkır hale gelirsiniz. Bu da çok kalori yakılmadığından kilo alımını beraberinde getirir.

Migren
İştahınızı kaybetmeniz için tek başına yeterli olabilen sağlık problemlerinden biridir. Migren, bulantı ve kusmaya neden olabilir. Hatta migren atağı geçtiğinde bile yemek yemek istemeyebilirsiniz.

Anemi
Vücudunuz yeterince sağlıklı kırmızı kan hücresi üretmediğinde ortaya çıkan sağlık problemidir. Yorgunluk, zayıf hissetme ve iştah kaybıyla kendini gösterir. Göğüs ağrısı ve baş ağrısı gibi belirtilere sahipseniz, doktorunuz anemi olup olmadığınızı öğrenmek için kan testi isteyebilir. Varsa, demir veya B12 vitamini takviyeleri önerebilir.

Kanser
İştah eksikliği bütün kanser türlerinin ortak yan etkisidir. Radyasyon ve kemoterapi gibi tedaviler de bulantı, ağrı veya dehidrasyona neden olabilir. Hatta gıdaların tadı veya kokusunu değiştirebilirler. Yeme problemi yaşıyorsanız hekiminizle konuşarak öğünlerinizin sayısını artırıp porsiyonları küçültebilirsiniz.

Yaşlanma
Yaşlı insanların % 30 kadarı eskisinden daha az iştah sahibidir. Yaşlandıkça, sindiriminiz yavaşlar, bu nedenle daha uzun süreli tokluk hissetmeye başlarsınız. Koku, zevk veya görme duyunuz da zayıflayabilir. Bu, yiyeceklerin daha az çekici olmasını sağlayabilir. Hormonal değişiklikler, kronik bir hastalık ve ilaçlar da açlığınızı azaltabilir.

Diyabet
Şeker hastalığınız iyi yönetilmiyorsa, yüksek kan şekeri seviyeleri vücudunuzdaki sinirlere zarar verebilir. Bunlardan biri de mide kaslarınızı kontrol eden vagus siniri olabilir. Bu sinir gerekli şekilde çalışmadığı zaman, besinler gastrointestinal sisteminizden hızlı bir şekilde geçemez. Gastroparezi (mide felci) olarak adlandırılan bu durum, iştah kaybı ve şişkinliğe neden olur. Diyetinizdeki değişiklikler, ilaçlar veya ameliyatla tedavi edilir.

İrratbl Bağırsak Sendromu
Yemek yemek mide bulantısı, ishal, şişkinlik veya karın ağrısına yol açtığında iştah azalabilir. Bu genellikle mide rahatsızlıklarında görülür. En yaygın olanlarından biri bağırsakların kronik problemi olan irritabl bağırsak sendromudur. Kolit ve Crohn hastalığı, aynı belirtilerin bazılarını tetikleyen daha ciddi hastalıklardır. Bu tür sorunları yaşıyorsanız, doktorunuza danışın.

Sarsıntı
Travmatik beyin hasarının hafif bir formu, baş dönmesi, baş ağrısı ve mide bulantısına neden olabilir. Bazı durumlarda, koku duyunuzda kayıplara yol açabilir. Bu da yemekleri daha az cazip hale getirebilir. Eğer sarsıntı olduğunu düşünüyorsanız doktorunuza görünün. Yapılacak kontrolün ardından ciddi bir durum söz konusu değilse bol bol dinlenmek kendinizi daha çabuk toparlamanıza yardımcı olacaktır. Ciddi değilse size bol bol dinlenmek gibi kendinizi daha hızlı hissettirmenize yardımcı olması için yapılması gerekenleri söyleyebilir.

Doğumu kolaylaştıracak 10 öneri!

Hamilelik kadının kendi mucizesini hayata getirdiği bir serüven. Bu inanılmaz deneyim ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme isteğinin yüklediği sorumluluk zaman zaman anne adayını strese sokabiliyor. 

Doğru beslenme, egzersiz, düzenli kontroller... Yapılması gereken her şeyi gerektiği gibi yerine getirse de etrafından olumsuz deneyimleri duymak bile tedirgin olmak için yeterli olabiliyor...Özellikle doğumun yaklaştığı son aylarda biriken tüm bilgi ve endişelerle birlikte bu güzel serüvenin bir an önce sonlanması arzulanıyor. Ama doğum zamanlaması konusunda kararı bebek veriyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Funda Öztürk, hikayenizi güzel sonla tamamlayarak doğumun daha kolay geçmesini sağlayacak öneriler verdi...

1-Kendinizi hazırlayın
Hamilelik kaç defa yaşanırsa yaşansın her birinin ayrı bir deneyim olduğunu unutmayın. Bu deneyime mümkün olduğunca kendinizi hazırlamaya çalışın. Geçmişte yaşanmış bazı olumsuzluklar farkında olmadan annelik kavramınızı etkileyebilir. Özellikle de çevreden duyduğunuz zor doğum hikayeleri, abartılarak anlatılan doğum sancıları, gebelik sürecinde yaşanan sorunlar doğum sürecini olduğundan daha farklı algılamanıza neden olabilir ve 'doğum korkusu' olarak yerleşebilir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar olumlu olmaya çalışın. Zihninizi temizleyin, çevrenizdeki insanların zor veya başarısız doğum hikayelerini dinlemeyin, endişelerinizi başkalarıyla değil doktorunuzla paylaşın. Gerekirse psikolojik destek almaktan çekinmeyin.

2-Hamilelik ve doğum konusunda bilgi edinin
Doğum konusunu asla son ana bırakmayın. İlk aylardan itibaren hamileliği ve doğumu öğrenmeye çalışın. Doğumun nasıl olduğunu öğrenmek bu konuda ki yanlış bilgilerden uzaklaşmanıza ve sizi doğumun doğal bir olay olduğu fikrine yaklaşmanıza yardımcı olabilir. Doğum ile ilgili kitaplar okuyabilir, doğuma hazırlık kurslarına katılabilir, başarılı doğum hikayeleri okuyabilir, konu hakkında film ve videolar izleyebilirsiniz. Tabi eşiniz yada doğumda yanınızda olacak kişinin de bilgilenmesi, size daha doğru şekilde destek olması açısından önem taşıyor.

3-Egzersizle vücudunuzu güçlendirin
Hamilelik döneminde birçok kişi egzersiz yapmaktan çekiniyor. Ancak egzersiz vücudunuzu güçlendireceği gibi ruhen ve bedenen kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Bu nedenle bedeninizi doğuma hazırlamak için hamileliğinizin üçüncü ayından itibaren hekiminizin onaylayacağı uygun egzersizleri düzenli olarak yapmaya çalışın. Bacak, karın ve sırt kaslarınızın güçlenmesini sağlayacağı için yürüyüş ve yüzme tercih edebileceğiniz alternatifler arasında yer alıyor. Eğer imkanınız varsa mutlaka profesyonel eğitim almış eğitmenler eşliğinde yapılmak kaydıyla yoga ve plates de tercih edebilirsiniz.

4-Doğumdan önce gevşeme egzersizleri yapın
Hamilelik ve doğum sırasında hem fiziksel hem de psikolojik nedenlerle kas gerginliği yaşayabilirsiniz. Bu konuda doğum öncesi eğitim sınıflarından gevşeme egzersizleriyle gerginliği azaltmayı ve doğuma yardımcı olacak kaslarınızı çalıştırmayı öğrenebilirsiniz. Böylelikle gereksiz güç kullanmadığınız için ve enerjinizi sancı zamanlarında kullanabilirsiniz. Nefes teknikleriyle birlikte pelvis taban kaslarınızı kullanmayı öğrenmeniz doğumda bebeğinizin de çok daha rahat çıkmasını sağlayacağından hem siz, hem de bebeğiniz için önem taşıyor.

5-Nefes almayı öğrenin
Doğru ve düzenli nefes alma hem hamilelik süreci, hem de doğum anı için son derece önem taşıyor. Doğal olarak yaptığımız solunum sırasında hem göğüs kafesi hem de karın kaslarımızı kullanıyoruz. Solunum egzersizleriyle de göğüs kafesi ve karın kaslarını ayrı çalıştırarak nefesinizi daha bilinçli kullanmayı öğrenebilirsiniz. Nefesi tutma, derin soluk alıp beklemek, küçük nefesler ise (sadece göğüs kafesi ile sık soluk alıp verme) ağrı sırasında kolaylık sağlıyor. Büyük nefesler ise ıkınma sürecinde fayda sağlıyor. Uzun ve derin nefesler bebeğinize oksijen ulaşmasını sağladığı gibi kasılma anında odaklanmanıza da destek oluyor. Yoğun kramp ve ağrı aralarında daha yavaş ve sakin nefes alma, dinlenmenizi sağladığı gibi rahatlamanıza da yardımcı olacaktır. Nefes egzersizlerini doğum başlamadan önce hamilelik süresince evde veya yürüyüş sırasında arada sırada alıştırmalar yaparak öğrenebilirsiniz. Bulunduğunuz şehirde varsa bu teknikleri öğrenebileceğiniz bir hamile eğitim kursuna başvurabilirsiniz.

6-Doğum kendiliğinden başlamasını bekleyin
Doğal bir hamilelik sürecinin sağlıklı bir doğumla tamamlanması 38. ile 42 hafta arasında gerçekleşebiliyor. Normal bir doğum yapılacaksa, kesin tarihin yine bebeğin durumuna göre belirleneceğini unutmamak gerekiyor. Her ne kadar son ay sabırsızlık ve merak heyecanla birlikte stres düzeyi de artsa da sakin kalmaya özen göstermeye çalışın. Doğum kendiliğinden başladığında çok daha kolay olacağı için, tıbbi bir engel yoksa doğumun kendiliğinden başlamasını bekleyin. Bu noktada hekiminizin tavsiyelerini mutlaka dinleyin. Ancak doğumu başlatmak için; yürüyüş yapmak, merdiven çıkmak, cinsel ilişki, göğüslerin uyarılması, pilates topu üzerinde kalçanızla yapacağınız dairesel hareketler kısmen işe yarayabilir. Bazı 'hurma, ananas, ahududu yaprağı çayı' gibi gıdaların tüketiminde zararsızdır. Ancak miktarını abartmayın. Aynı zamanda içeriğine hakim olamadığınız karışım çaylar ve yağları da hiçbir şekilde kullanmayın.

7-Sancılar başladığında yatakta kalmayın
Herhangi bir tıbbi engeliniz yoksa ve hekiminiz aksini söylemediği sürece doğum sancıları başladıktan sonra yatakta kalmamaya çalışın. Ayakta kalarak veya yürüyerek yerçekiminin de etkisiyle bebeğin aşağı inmesine yardımcı olabilirsiniz. Bir pilates topu üzerinde hareket etmek, yürümek, sallanmak, çömelmek, öne doğru yaslanma pozisyonları ve beraberinde sırt masajlarını da rahatlamak için kullanabilirsiniz. Aktif olmak kasılmaları da çok daha rahat geçirmenizi sağlayacaktır.

8-Doğum sırasında yanınızda sakin biri olsun
Daha önce hamilelik yaşanmış bile olsa doğum kaçınılmaz olarak stres yaratacaktır. Önemli olan bu stresi kontrol edebilmektir. Etrafınızda size destek olmak için bulunan kişilerin gerginliğinin de sizi olumsuz etkileyeceğini unutmayın. Bu nedenle yardım için sakin yapıda bir kişiyi tercih edin. Bazı babalar için karısının acı çektiği ana şahitlik etmesi güç olabilir. Ancak aile kavramının gelişmesine katkıda bulanacağı için babanın da doğuma katılması yarar sağlayacaktır.

9-Doğum yöntemleri hakkında önceden bilgi edinin
Gebelik ve doğum sürecinin her anı kişiye özel yaşanır. Bu nedenle tercih edilecek doğum yöntemi için de tek doğrudan söz etmek zor. Elbette doğal ve sağlıklı olanı normal bir doğumdur. Ancak bazı tıbbi durumlarda sezaryenin gerekebileceğini unutmayın. Hekiminizin sizi, en doğru olan yöntem konusunda bilgilendireceğine ve uygulayacağına inanın. Doğumu sezaryenle gerçekleştirerek de bebeğinizle güçlü bir bağ kurabileceğinizi aklınızdan çıkarmayın.

10-Doğum yapacağınız hastaneye önceden karar verin!
Hamileliğiniz ilerledikten sonra mutlaka nerede doğum yapacağınıza karar verin. Doğumu yapacağınız yer, hastane ve bebeğinizle birlikte olacağınız oda hakkında bilgi almak doğuma girerken kendinizi çok daha güvende hissetmenizi sağlayacaktır. Ayrıca, size yardımcı olacak sağlık personeliyle tanışmak, varsa sorularınıza yanıt bulmanıza ve güven duygunuzun artmasına destek olacaktır.

Terleme sorunu kariyer tercihini etkiliyor

Terlemek gayet normal ve sağlıklı bir durum. Ancak aşırı terleme kişilerin hem sağlıklarını hem de günlük yaşamlarını olumsuz etkiliyor. Cerrahi tedavi yöntemleriyle bu sorundan kurtulmak mümkünken bazı alışkanlıkların değiştirilmesi ve kullanılan ürünlerin türü de terlemenin azalmasına yardımcı olabiliyor. 

İstinye Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gün Murat Eyüboğlu, aşırı terleme konusunda önemli bilgiler paylaştı.

Aşırı aktivite veya çevre ısısının yüksekliğine bağlı olarak ısınan vücudun ısı seviyesini ayarlaması için terlemesi gerekir. Terlemek (hidrosis) sağlıklı olduğu kadar gerekli bir mekanizmadır. Isı seviyesini ayarlamak için gerekenden daha fazla terlemeye ise aşırı terleme (hiperhidrosis) denir. İstinye Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Dr. Gün Murat Eyüboğlu, genellikle çocukluk çağı ya da ergenlik dönemde başlayan aşırı terleme sorununun nedenleri, tedavi yöntemleri ile ilgili şunları söyledi;

Aşırı terleme vücudun her tarafında olabilmekle beraber en sık yüz, el ayası, koltuk altı ve ayaklarda gözlenmektedir. Tüm vücuttan gözelenen terleme; kanser, ilaç kullanımı, metabolik ve hormonal hastalıklar (özellikle tiroid bezi), mikrobik hastalıklar, menapoz, düşük kan şekeri, diabet, kalp krizi, sinir sistemi hastalıkları gibi nedenlere bağlıdır. Sebebi bilinmeyen aşırı terleme ise sempatik sinir hücrelerinin kontrolsüz ve aşırı çoğalması, ter bezlerinin dağılımındaki hata ya da damar anomalileri nedeniyle olur.

EN ÇOK JAPONLAR TERLİYOR
Aşırı terlemenin görülme sıklığı konusunda yaş ve cinsiyet farkı yoktur. Sadece bölgesel aşırı terleme, genel aşırı terlemeden farklı olarak çocukluk ya da ergenlik dönemde başlar. Hastaların yüzde 60'dan fazlası terlemenin başladığı zamanın hatırlayamayacağı kadar küçük yaşlarda olduğunu belirtmiştir. Japonlarda diğer ırklara göre daha fazla görüldüğü gözlenmiştir.

TERLEMEK SOSYAL İLİŞKİLERİNİZİ ETKİLEYEBİLİR
Aşırı terleme sorunu yaşayan kişilerde, artan ortam ısısı ve aşırı stres terleme oranını artırabilir. Özellikle ellerin ve koltuk altlarının sık sık ıslanması kişinin yaşam kalitesini düşürür ve günlük aktivitelerini kısıtlar. Hatta bu sorunu yaşayan kişiler bilinçli ya da bilinçsiz olarak kariyer tercihini ve arkadaş seçimini değiştirirken, bireysel aktivitelerini kısıtlar. Cep telefonu kullanımından el sıkışmaya kadar çeşitli basamaklarda özel ve sosyal hayatı etkilenir. Örneğin; yanında sürekli peçete ve yedek kıyafetler taşır, sosyal ortamlardan uzak durmaya çalışır.

BUNLARI YAŞIYORSANIZ…

  • El sıkışmak konusunda sıkıntı yaşıyor hatta bu nedenle yeni biriyle tanışmaktan çekiniyorsanız,
  • Kıyafetlerinizin kenarı elinizi sildiğiniz için sürekli kirleniyor ve renk değiştiriyorsa,
  • Bilgisayar, telefon kullanmakta ve yazı yazmakta zorlanıyor ve yanınızda sürekli elinizi silecek bir şeyler taşıyorsanız,
  • Kapı tokmaklarını çevirirken zorlanıyorsanız,
  • Yanınızda yedek kıyafetler taşıyorsanız,
  • Sosyal hayatınız ve psikolojiniz bu durumdan etkilenmeye başladıysa, tedavi olmanız gerekir.

Beyni sağlıklı ve genç tutabilmenin 7 yolu

Beyni sağlıklı ve genç tutabilmenin çeşitli yolları vardır. Peki, bu konuda neler yapabiliriz? Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Nihal Işık, herkesin kolaylıkla uygulayabileceği ve sağlıklı bir gelecek için önemli bilgiler verdi.

1-Egzersiz- Spor

Beyin sağlığı beden sağlığı ile birlikte gider. Hayatları boyunca düzenli spor yapan insanların 70-80'li yaşlarda daha berrak bir beyne sahip oldukları bilinmektedir. Bu olumlu etki nasıl olur? Akciğerler daha sağlıklıdır, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve felç gibi beyni olumsuz etkileyen hastalıklar daha az görülür. Uyku düzenini sağlar, kendine güveni arttırır. Ayrıca beyin hücrelerinin korunmasında etkili olan "nörotrofin" adlı madde daha çok salgılanmaktadır

Ne Kadar Egzersiz?

Egzersiz ağır değil ama düzenli olmalı. Her gün yarım saat yürümek, olanak varsa evde egzersiz yapmak, bahçe ile uğraşmak, yüzmek gibi.

Zaman sorunu varsa günlük aktiviteler içinde fiziksel aktivite sağlanmalı. Örneğin yürüme mesafelerinde araba kullanmamak, uzak yere park etmek, asansör yerine merdiven kullanmak…

2- Zihin Egzersizleri

Yaşlı kişilerde sağlıklı bir beynin en önemli destekleyicilerinden birinin eğitim düzeyi olduğu gösterilmiştir. Yaşam boyu beyni aktif tutmanın, zihinsel gerilemeyi azalttığı gösterilmiştir. Bu tür aktiviteler sağlıklı beyin hücrelerinin gelişimini ve hücrelerin birbiriyle iletişimini arttırarak, hasara karşı bir yedekleme sistemi geliştirmektedir.

Ne Tür Egzersiz?

Düzenli ve sık yapılabilecek, sıkmayacak ve yeni bilgileri öğrenmeyi içeren, sürekli aynı şeyleri tekrarlamaya dayanmayan aktiviteler olmalı. Örneğin kitap okuma,bir konuyu tartışarak fikir yürütme, bellek oyunları, kağıt oyunları, bulmaca, sudoku çözme gibi evde yapılabilecek aktiviteler. Olanak varsa yeni bir dil veya müzik aleti çalmayı öğrenme, yeni hobiler edinme, değişik gruplara katılarak gezi ya da sohbet.

Son çalışmalar, boş zamanı değerlendirme faaliyetleri içinde, zihinsel, bedensel ve sosyal aktivitelerin birlikte olmasının en etkili yol olduğunu göstermektedir.

3-Sağlıklı Beslenme

Meyve ve sebze, sağlıklı yağlardan (balık, zeytinyağı, ceviz, badem gibi ) ve tam tahıldan zengin diyet; damar yapısını sağlıklı ve temiz tutarak beyni farklı hasarlanmalardan korumaktadır. Yapılan bir çalışmada Akdeniz usulü beslenmeye ağırlık verenlerin MR larında beyin dokusunun daha iyi korunduğu gösterilmiştir.

4- İyi Bir Gece Uykusu

Belleğe atılan bilgilerin yerleşmesi ve bütünleşmesi için iyi bir gece uykusu şarttır. Çalışmalar 6-8 saat arası gece uykusunun ideal olduğunu göstermiştir. Ama uyku kalitesi de en az süre kadar önemlidir.

İyi Bir Uyku İçin Neler Yapmalı?

Belli saatlerde yatıp kalkmayı sağlamaya çalışmak, gün içinde olabildiğince uyumamak, yatmaya yakın egzersiz yapmamak,öğleden sonradan itibaren kafein (kahve, çay)gibi uyarıcılardan uzak durmak, olabildiğince uyku ilaçlarından uzak durmak.

5- Sigara

Çalışmalar, sigara içenlerin yüzleri ve isimleri içmeyenler kadar iyi hatırlamadığını göstermiştir. Sigara direkt olarak belleği mi etkiliyor yoksa, beyin sağlığını olumsuz etkileyen (akciğer hastalıkları, yüksek tansiyon, felç gibi) hastalıklar nedeniyle mi bilinmiyor.

6- Vitaminler

Uzun yıllar, Vitamin C,E ve betakaroten gibi anti-oksidanlanların (serbest radikal adı verilir ve sağlıklı hücrelere hasar veren bazı maddeleri yok ederler)beynin sağlıklı kalmasına yardımcı oldukları ve belleği güçlendirdikleri düşünüldü. Son bulgular ise çelişkili. Anti-oksidanların yaşa bağlı unutkanlığa olumlu etkisinin olabileceği ancak Alzheimer hastalığı üzerine etkisinin olmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle eğer altta yatan başka bir hastalık ve ilaç kullanımı yoksa (kanamaya yatkınlık ve karaciğer hastalığı gibi...) bu vitaminlerin kullanımı düşünülebilir.

7-Stresin Etkisi

Bilim insanları uzun süreli stresin beyin üzerinde kalıcı etkisinin olduğunu ve fonksiyon kaybı yaptığını buldular.İnsan beyninde vücudun strese nasıl yanıt vereceğini belirleyen bir bölüm vardır.Örneğin bu bölüm vücut için stresli bir durum saptarsa, kortisol ( kortizon öncüsü)salgılanarak vücut "savaş ya da kaç"cevabına hazır hale getirilir.Uzun süreli stres ve kortizol salınımı,korku merkezi (amygdala) ile öğrenme- bellek merkezi (hipokampus) arasında ki bağlantıyı normal dışı arttırarak, bellek ve öğrenmeyi olumsuz etkiler,ayrıca,beynin ön bölümünde (prefrontal korteks - konsantrasyon, karar verme, yargılama, neden-sonuç ilişkisini kurabilme, sosyal davranışlardan sorumlu bölge) küçülmeye neden olur.

Kolesterol yüksekliğine dikkat!

Okan Üniversitesi Hastanesi Dahiliye Uzmanı Doç. Dr. Irmak Sayın Alan, Kolesterol ile ilgili önemli bilgiler verdi.

Kolesterol yüksekliği nedir?

Vücudumuzun sağlıklı hücrelerin oluşumuna devam edebilmesi için, kolesterole ihtiyacı vardır, ancak fazla miktarda kolesterol sağlığımız üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Bu durum farklı şekillerde oluşur ve genellikle önlenebilir ya da tedavi edilebilir. Lipid (yağ) miktarının fazla olduğu bir kan, genellikle "hiperlipidemi" olarak adlandırılır. Kandaki kolesterol miktarlarının aşırı miktarı olarak tanımlanır.

Kan yağlarının yükselmesine neden olan faktörler nelerdir?

  • Yaş ve cinsiyet (erkekler için ≥45 yaş, kadınlarda ≥55 yaş, özellikle menopoz dönemi)
  • Sigara içilmesi
  • Yüksek lipoprotein varlığı (kanınızdaki yağ türü)
  • Genetik faktörler (aile geçmişi)
  • Yüksek tansiyon (≥140/90 mmHg)
  • Düzensiz beslenme
  • Hareketsiz yaşam
  • Obezite
  • Doymuş yağ ve trans yağ içeriği yüksek gıdaların tüketimi
  • Aşırı alkol tüketimi (yüksek trigliserid düzeyleri ile ilişkili)
  • Tip 2 diyabet
  • Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidizm)
  • Bazı ilaçlar: Östrojen, glukokortikoidler, doğum kontrol ilaçları
  • Kronik böbrek hastalığı

Kan yağlarının yüksekliğinin en yaygın türleri şöyledir:

Yüksek kolesterol (hiperkolesterolemi)
Yüksek trigliseritler (hipertrigliseridemi)
Kan yağlarının yüksekliğinin belirtileri nelerdir? Hiperlipidemi bazı hastalarda belirgin bir belirti vermeden de ortaya çıkabilir. Çoğu kez yapılan rutin bir kan testi sırasında fark edilir. Bunun yanı sıra hastalarda aşağıda belirtilen bulgular da görülebilir.


  • Belirgin bir bulgu vermeden,hasta direkt olarak kalp damar hastalığı vb. bulgularla karşımıza çıkabilir
  • Karın ağrısı
  • Akut pankreatit (trigliserit yüksekliği kaynaklı)
  • Baş dönmesi
  • Denge kaybı
  • Baldırlarda yürürken meydana gelen ağrı
  • İnme
  • Göğüs ağrısı
  • Ksantomlar (dirsek, diz tendonları, vb). : Dislipideminin en yaygın dermatolojik belirtisi olup yağdan zengin anormal hücrelerin cilt altında birikimi ile oluşurlar.
  • Göz bulguları:
  • Korneal arkus veya korneada matlaşma: Özellikle ailesel hiperkolesterolemi ve genetik mutasyonlar nedeniyle çok düşük HDL (iyi) kolestrolü olan hastalarda karşımıza çıkmaktadır
  • Retinanın süt beyazı görünümü: Trigliserit değerleri çok yüksek olan hastalarda görülür. Nadiren görme kaybına yol açabilir.


Kan yağlarının yüksekliği nasıl tedavi edilir?

Hiperlipideminin tedavisi etkilenen kişilerin yaşı, belirtileri, eşlik eden hastalıkları ve risk faktörlerine bağlıdır. Tedavide öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri benimsenmelidir. Bunlar; Dengeli bir diyet - Kolesterolün neredeyse % 15'i sıkı bir diyet ile azaltılabilir. Daha az doymuş yağ, rafine edilmiş şeker ve alkol tüketimi önemlidir. Diyetinize daha fazla meyve, sebze, yağsız protein ve tahıl eklemeniz kolesterolün düşürülmesine yardımcı olabilir.

Kilo kontrolü
Düzenli Egzersiz - (Yürüyüş, Yoga, Dans vb.) - Her gün en az 30 dakika egzersiz yapın ve mümkünse bunu bir alışkanlık haline getirin
Sigaranın bırakılması
Ancak eşlik eden ciddi sistemik hastalıkları (şeker hastalığı, bilinen kalp damar hastalığı öyküsü, kronik böbrek hastalığı vb.) veya risk faktörleri olan hastalarda yaşam tarzı değişiklikleri ile kolesterol seviyeleri hedef değerlere çekilemez ise mutlaka bir hekim tarafından ilaç tedavisine başlanmalıdır. Bu hastalarda kullanılan ilaçlar; diyetle alınan kolesterolün emilimini engelleyen, vücudun kolesterol yapımı azaltan, üretilmiş yağların yıkımını arttıran, kandaki kolesterolün karaciğer tarafından tutulmasını arttıran ve bu mekanizmalar ile kan yağlarını düşüren ilaçlardır.

Her hasta kendine özgü faktörler göz önüne alınarak hiperlipidemi açısından belirli bir risk sınıfına dahil edilir. Buna göre hedef değerler belirlenerek öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri ile tedaviye başlanır. Ancak unutulmamalıdır ki, yüksek riskli hastalarda yaşam tarzı değişiklikleri ile beraber kolesterol düşürücü ilaçlar da birinci basamak tedavide yerini alabilir. Yüksek riskli hastalarda bu ilaçların hekim önerisi olmaksızın kesilmesi özellikle kalp damar hastalıkları başta olmak üzere birçok olumsuz durumu tetikleyebilmektedir. Bu konuda toplum bilincinin oluşması önem arz etmektedir.

Diyet hakkında en iyi 20 ipucu...

Çinlilerin dediği gibi; 'Mideniz yüzde 80 dolana kadar yiyin' ya da bir Türk atasözüne kulak verin; 'Az yiyen melek, çok yiyen helak olur.

Kısa sürede kilo vermeyi hedefleyen programlardan uzak durup, yaşam şekli haline getirebileceğiniz değişiklikler ve daha esnek bir beslenme programı seçmenizi için 20 farklı ipucu :

1- Yemek porsiyonlarınızı kesinlikle büyütmeyin. Giysi bedeninizin genişlemesini istemiyorsanız, ufak tabaklarda yemeyi deneyin.

2- Güne iyi kahvaltı ederek başlayın. Bu; gün boyunca daha az kalori tüketmenize yardımcı olur.Kahvaltıyı asla atlamayın.

3- Öğlen ve akşam yemeklerinde, tabağınızdaki yiyeceklerin yarısının sebze olmasına dikkat edin ya da salata ekleyin.

4- Dışarıda yemek yerken tatlı da sipariş edecekseniz, mutlaka biriyle paylaşın.

5- Ne yediğinizi görün! Paket serviste dahi yiyecekleri bir tabağa koyun ve her lokmanın tadına varmaya çalışın.

6- Önce tabağınızdaki düşük kalorili yiyecekleri tüketin, yedikçe daha yüksek kalorili olanlara geçin.Salata, sebze ve çorba ile başlamak iyi bir seçimdir.

7- Tam yağlı süt yerine, yüzde bir yağlı süte geçin. Tadını beğenmezseniz yüzde 50 yağlı süt ile kademeli geçiş yapın.

8- Çiğnediğiniz yiyeceklerden kalori almayı tercih edin.

9- Meyve suyu yerine taze meyve tüketin. Uzun süre tok tutar ve kan şekerinizi hızla yükseltmez.

10- Bir yiyecek günlüğü tutun. Gerçekten de şaşırtıcı biçimde işe yarıyor. Kısacası; kendinizin polisi olun.

11- Çinlilerin dediği gibi; 'Mideniz yüzde 80 dolana kadar yiyin' ya da bir Türk atasözüne kulak verin; 'Az yiyen melek, çok yiyen helak olur.'

12- Mayonez yerine hardal kullanın ya da diyet ketçapı tercih edin. Kendinize yoğurt ile farklı soslar da yaratabilirsiniz.

13- Daha fazla çorba için. Kremasız olanları hem doyurucudur hem de daha düşük kalorilidir.

14- Meyve suyundan vazgeçemiyorsanız daha az kalori almak için sulandırın. Hatta maden suyu ekleyin.

15- Alkol tüketiminizi hafta sonları ile sınırlandırın ve düşük alkollü olanları tercih edin.

16- Akşam evde sebze yapmaya zamanınız yoksa, en sevdiğiniz yedi donmuş sebze çeşidinden edinin. Herhangi bir kombinasyon oluşturun, mikrodalgaya koyun ve en sevdiğiniz düşük yağlı sos ile tatlandırın.

17- Kendinize yapacağınız en büyük kötülük öğün atlamaktır. Sağlıklı beslenen çoğu kişi gündüzleri diyet, geceleri ise yemek ziyafeti yapar ve sabah pişman olur.

18- Tatlı yemek istediğinizde yağsız süt, donmuş meyve ile kendinize sağlıklı ve lezzetli içecekler hazırlayabilirsiniz.

19- Sebzelerle çırpılmış ve yapışmaz tavada pişirilmiş yumurta da akşam yemeği için iyi bir seçim. Kolesterolünüz varsa bir sarı, iki, üç adet yumurta beyazı kullanın.

20- Hızlı ve doyurucu bir ara öğün için doğranmış meyvelerden salata yapın ve üzerine yoğurt ekleyin.